| KUR'AN'DA BELA KAVRAMI [message #43691] |
Fri, 05 January 2007 05:55 |
|
Bela kavramı üzerine önemli bir çalışma
Bela'nın kökü "be-li-ye" dir. Lügatte türevleriyle beraber, "denemek, yapmak, bitkin hale getirmek, yormak, eskimek, imtihan, keder, eskilik, ibtila, musibet" manalarına gelir. Kuran'da daha çok sınamak, denemek manalarında kullanılmıştır. Başa gelen belalar, insanı çeşitli biçimlerde eskitip yıprattığından dolayı başa gelen olaylara kelime anlamı gereği "bela" denmiştir. Bu anlamıyla dinin kuralları, emirleri, yasakları birer bela'dır.
Ragıp el-isfahani bunu şöyle açıklar:
1. Bu emirlerin bazıları bedene zorluk verir.
2. İnsanların içindeki hayırlıları şerlilerden, temizleri kirlilerden, müminleri münafıklardan ayırmak için bir deneme, sınama aracı olduklarından.
3. İnsanlar şükretsinler diye, şükredip etmeyecekler mi diye sevinç ve nimetlerle, sabretsinler diye de zorluklarla denenirler. Bütün bunlar birer beladır.
Hz. Ali'nin bu anlamdaki sözü çok manidardır: "Kimin dünyası genişler de bunun bir hile olduğunu bilmezse o kişi akıldan yoksundur." İnsanın bu dünyaya başıboş gönderilmediği, öylesine yaratılmadığı aşikardır:
"İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır!" Kıyame; 75/36 Bilakis çok açık bir şekilde sayısız ayet-i celile'de gönderiliş maksadını ifade etmektedir:
"Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." Zariyat, 56.
"Biz, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim diye yeryüzündeki her şeyi dünyanın kendine mahsus bir zinet yaptık. (Bununla beraber) biz mutlaka oradaki her şeyi kupkuru bir toprak yapacağız. Kehf, 7-8
"O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır." Mülk,2
"O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan etmek için, Arş'ı su üzerinde iken, gökleri ve yeri altı günde yaratandır. Yemin ederim ki, "Ölümden sonra muhakkak diriltileceksiniz" desen, kâfir olanlar derhal "Bu, açık bir büyüden başka bir şey değildir" derler." Hud,7
"Gerçek şu ki, biz insanı katışık bir nutfeden yarattık; onu imtihan edelim diye, kendisini işitir ve görür kıldık."İnsan, 2
Allah bütün insanları bir ve aynı yaratmamış, türlü türlü hallere, şartlara sokmuştur. Bütün bunlar birer imtihan vesilesidir. Kimisine sağlam vücut vermiş, kimisine mal vermiş, güzellik vermiş, kimisini fakir kılmış, hastalıklı yaratmış, kimisine çok çocuk vermiş, kimisine hiç vermemiş, kimisinin varlığını verdikten sonra almış, kimisine aldıktan sonra vermiştir... kimileri daha zeki iken, kimilerinde bu kıt olmuştur. Kimisi malını ne yapacağını bilemeyecek kadar zengin iken kimisinin açlıktan nefesi kokuyordur. Ne olursa olsun bütün mesele bunların arkasındaki rahmani hikmeti ve beklentiyi fark etmek ve ona göre hareket etmektir:
"Sizi yeryüzünün halifeleri kılan, size verdiği (nimetler) hususunda sizi denemek için kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O'dur. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır ve gerçekten O, bağışlayan merhamet edendir." Enam 165
"And olsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. Sabredenleri müjdele ! O sabredenler, kendilerine bir belâ geldiği zaman: Biz Allah'ın kullarıyız ve biz O'na döneceğiz, derler. İşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır. Ve doğru yolu bulanlar da onlardır." Bakara 155-156-157
"Andolsun ki, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz; sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden birçok üzücü sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve takvâ gösterirseniz, muhakkak ki bu, (yapılacak) işlerin en değerlisidir." Al-i İmran 186
"Biz, insanı zorluklar içinde yarattık. İnsan, hiç kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor? Beled, 4-5
Allah, bilhassa müslümanların imanlarında ne kadar sebat edeceklerini görmek, kendisine teslimiyetlerini derecesini ölçmek için onları türlü türlü sıkıntılara düçar edeceğini tekrar tekrar hatırlatmaktadır:
" İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece "İman ettik" demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar? Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır." Ankebut, 2-3
"Andolsun ki içinizden cihad edenlerle sabredenleri belirleyinceye ve haberlerinizi açıklayıncaya kadar sizi imtihan edeceğiz." Muhammed 31
"Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki, nihayet Peygamber ve beraberindeki müminler: Allah'ın yardımı ne zaman! dediler. Bilesiniz ki Allah'ın yardımı yakındır." Bakara 214
"Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek, ora halkını, (peygambere baş kaldırdıklarından ötürü bize) yalvarıp yakarsınlar diye mutlaka yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır. Sonra kötülüğü (darlığı) değiştirip yerine iyilik (bolluk) getirdik. Nihayet çoğaldılar ve: "Atalarımız da böyle sıkıntı ve sevinç yaşamışlardı" dediler. Biz de onları, kendileri farkına varmadan ansızın yakaladık." Araf, 94-95
Son ayet-i kerimeden de anlaşıldığı üzere sadece yokluk, eziyet değil, bilakis bolluk ve rahatlık da imtihan vesilesidir. Başa gelen her durumun Allah'tan geldiğine teslim olmakla beraber, yaptıklarımız yüzünden olduğunu da unutmamalıyız:
"İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu, ki Allah yaptıklarının bir kısmını onlara tattırsın; belki de (tuttukları kötü yoldan) dönerler." Rum 41
"Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. (Bununla beraber) Allah çoğunu affeder." Şura, 30
Allah Teala o kadar merhamet sahibi ki, başımıza gelecek olanlara karşı sünnetini her şeyiyle açıklamakta, nasıl anlamamız gerektiğini, bakışımızın nasıl olursa hakkımızda hayırlı olacağını beyan etmektedir:
"Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlât sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibidir ki, bitirdiği ziraatçilerin hoşuna gider. Sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çer çöp olur. Ahirette ise çetin bir azap vardır. Yine orada Allah'ın mağfireti ve rızası vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir. Rabb'inizden bir mağfirete; Allah'a ve peygamberlerine inananlar için hazırlanmış olup genişliği gökle yerin genişliği kadar olan cennete koşuşun. İşte bu, Allah'ın lütfudur ki onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir. Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre kolaydır. Elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah'ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız diye açıklamaktadır. Çünkü Allah, kendini beğenip böbürlenen kimseleri sevmez." Hadid, 20-23
Bütün bu ve benzer ayetler boyunca vurgu ahiret gününedir. O gün her şeyin ayan beyan ortada olacağı, gerçek karşılığın orada hak eden herkese verileceği belirtilmektedir. Başa gelen, karşılaşılan her duruma karşı sabır tavsiye edilmekte ve mutlak kazananların ancak sabredenler olduğu vurgulanmaktadır:
"İşte onlara, sabretmelerine karşılık cennetin en yüksek makamı verilecek, orada hürmet ve selamla karşılanacaklardır." Furkan, 75
"Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Müttakî olanlar için ahiret yurdu muhakkak ki daha hayırlıdır. Hâla akıl erdiremiyor musunuz?" Enam, 32
"Bu dünya hayatı sadece bir eğlenceden, bir oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl yaşama odur. Keşke bilmiş olsalardı!" Ankebut, 64
"Doğrusu dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir. Eğer iman eder ve sakınırsanız Allah size mükâfatınızı verir. Ve sizden mallarınızı istemez." Muhammed, 36
"İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. Yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakîler ancak onlardır!" Bakara, 177
İnsanoğlu çok nankördür, ve bu nankörlüğü nedeniyle de imtihanı çokça kaybetmektedir. Başına gelen hayrın kendisinden, hakettiğinden dolayı olduğunu düşünür, şerrin, belanın ise Allah'tan geldiğini düşünür. Veyahut, başına bela gelince Allah'a sığınır, hali düzelince ondan imtina eder:
"İnsana nimet verdiğimiz zaman (bizden) yüz çevirip yan çizer; ona bir de zarar ziyan dokunacak olsa iyice karamsarlığa düşer." İsra, 83
"Nimet olarak size ulaşan ne varsa, Allah'tandır. Sonra size bir zarar dokunduğu zaman da yalnız O'na yalvarırsınız. Sonra da sizden o zararı giderdiğinde, içinizden bir zümre, hemen Rablerine ortak koşarlar! Kendilerine verdiklerimize karşılık nankörlük etmeleri için (öyle yaparlar). O halde bir süre daha faydalanın; fakat yakında hakikati bileceksiniz! Nahl, 53-55
"Eğer yüz çevirirlerse, bilesin ki biz seni onların üzerine bekçi göndermedik. Sana düşen sadece duyurmaktır. Biz insana katımızdan bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinir. Ama elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir kötülük gelirse, işte o zaman insan pek nankördür!" Sura, 48
Başa gelen bir belayı Allah'tan başka savacak kimse yoktur, Allah'ın yazmadığı, takdir etmediği bir iyiliği de kimse kimseye yapamaz. Her şeyin üzerine tek hakim ancak Allah Teala'dır. Hal böyle olunca, tek dileme, tek dua mercii Allah olacaktır:
"Eğer Allah seni bir zarara uğratırsa, onu kendisinden başka giderecek yoktur. Ve eğer sana bir hayır verirse, (bunu da geri alacak yoktur). Şüphesiz O her şeye kadirdir." Enam, 17
"Sonunda Allah'ın izniyle onları yendiler. Davut da Câlût'u öldürdü. Allah ona (Davud'a) hükümdarlık ve hikmet verdi, dilediği ilimlerden ona öğretti. Eğer Allah'ın insanlardan bir kısmının kötülüğünü diğerleriyle savması olmasaydı elbette yeryüzü altüst olurdu. Lâkin Allah bütün insanlığa karşı lütuf ve kerem sahibidir." Bakara, 251
" Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, onu yine O'ndan başka giderecek yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse, O'nun keremini geri çevirecek de yoktur. O, hayrını kullarından dilediğine eriştirir. Ve O bağışlayandır, esirgeyendir." Yunus, 107
"Allah'ın izni olmaksızın hiçbir musibet isabet etmez. Kim Allah'a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya götürür. Allah her şeyi bilendir." Tegabun, 11
İnsanoğlunun cahilliğine de dikkat çeken Allah Teala, onun, bu cahilliğinden dolayı bazan istediklerinin hayır mı şer mi olduğunu bilmeden istediğini, aceleciliğinden dolayı da bu isteğinde düşüncesizce davrandığını, ısrar ettiğini ve verilmediği içinde isyan ettiğini söyler:
"Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı. Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz." Bakara, 216
"O zaman Peygamber arkanızdan sizi çağırdığı halde siz, durmadan (savaş alanından) uzaklaşıyor, hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. (Allah) size keder üstüne keder verdi ki, bundan dolayı gerek elinizden gidene, gerekse başınıza gelenlere üzülmeyesiniz. Allah yaptıklarınızdan haberdardır." Al-i imran, 153
"Eğer Allah insanlara, hayrı çarçabuk istedikleri gibi şerri de acele verseydi, elbette onların ecelleri bitirilmiş olurdu. Fakat bize kavuşmayı beklemeyenleri biz, azgınlıkları içinde bocalar bir halde (kendi başlarına) bırakırız." Yunus,11
"İnsan hayrı istediği kadar şerri de ister. İnsan pek acelecidir! " İsra, 11
Allah Teala bütün bunların üstüne şunu tavsiye ediyor:
"Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını başlarına kakmaz, kusurlarını örterseniz, bilin ki, Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir. Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır: Büyük mükâfat ise Allah'ın yanındadır. O halde gücünüz yettiğince Allah'a isyandan kaçının. Dinleyin, itaat edin, kendi iyiliğinize olarak harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir." Tegabun, 14-16
"Onlar ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini yahut Rabbinin bazı alâmetlerinin gelmesini bekliyorlar. Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün, önceden inanmamış ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz. De ki: Bekleyin, şüphesiz biz de beklemekteyiz!" Enam 158
"Bedevîlerden geri kalmış olanlar, sana diyecekler ki: "Mallarımız ve ailelerimiz bizi alıkoydu. Allah'tan bizim bağışlanmamızı dile." Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler. De ki: Allah size bir zarar gelmesini dilerse veya bir fayda elde etmenizi isterse O'na karşı kimin bir şeye gücü yetebilir? Kaldı ki, Allah yaptıklarınızdan haberdardır." Fetih, 11
Hal böyle oldukta, "Allah bizi bela ve musibetlerden muhafaza buyursun" şeklinde yapıla gelen duayı, "Allah bizi bela ve musibetlerin hayırsız sonuçlarından muhafaza buyursun" şeklinde yapmaya ne dersiniz?
MÜCAHİD PİŞKİN yazısı
|
|
|