Home » Türkçe » Seçme İletiler Arşivi » KADER VE ÖZGÜR İRADE ÜZERİNE BİR DÜŞÜNCE ( ) 5 Vote(s)
| Re: Kaderim Kederim Oldu. [message #21732 is a reply to message #21709 ] |
Sun, 03 April 2005 23:53   |
|
Kader konusunda ilginc bir hipotezim var. Allah'in bilgisiyle özgür iradeyi barıştıriyor. Daha önce hiç kimseden işitmediğim veya okumadığım bir tez. Bunu inşallah fırsat bulunca forumdakilerle bir makale halinde paylaşacağım. İnşallah.
Selam,
Edip
[Updated on: Sun, 03 April 2005 23:54] Edip Yuksel; J.D.
www.yuksel.org
www.19.org
www.islamicreform.org
19@19.org
|
|
|
| Ynt: KADER VE ÖZGÜR İRADE ÜZERİNE BİR DÜŞÜNCE [message #21733 is a reply to message #21587 ] |
Mon, 04 April 2005 02:02   |
|
Selam Emre,
benim bu konuda okudugum cesitli fikirlerden edindigim bir aciklamam var:
1. Hersey önceden belirli, en ince ayrintisina kadar.
2. Bir insanin hayatinda belirli olan belli sayilarda alternatif yasantilar var, bunlarda en ince ayrintilara dek belli.
3. Ne zaman hangi alternatif yasantinin yasanacagini, belli zamanlarda özgür irade ile verilen kararlar belirliyor.
Örnek:
okulu yeni bitirmis birisi, iki is teklifi (A+B)aliyor, (farkli veya esit sartlarda olsun) bunlardan birisine karar veriyor.
A: kisa zamanda olumlu tesadüfler ve güzel is ortami sayesinde basarili bir is adami oluyor.
B: olumsuz sartlar,sirketin iflasi daha sonra issiz kalma....
bu ve bunun gibi hergün verilen karalar hayatimizi yönlendiriyor.
Örnek:havalimanina giden bir yolcu
A: yolda baska bir arabanin carptigi bir köpek görüyor, arabadan iniyor ve hayvanla ilgileniyor, bu arada bir baska araba duruyor ve icinden hayati boyunca bekledigi hayat arkadasi ile tanisiyor ve mutlu bir beraberligi oluyor.
B: hayvani gördügü halde inmiyor, üc defa evleniyor, ama aradigi mutlulugu bulamiyor.
Yani hergün alinan basit kararlar, farkli sonuclar doguruyor. Burada niyet önemli.
Örnek:
evli bir kadin tesadüf carsida esinin yakin arkadasi ve aile dostunu görüyor, oturup bir kahve iciliyor. Kadini taniyan esinin baska bir tanidigi, esine kadini bir adamla kahvede oturken gördügünü söylüyor. Kadinin esi asilsiz kiskanclik krizlerine yatkin degil, birsey sormadan beklemeye karar veriyor.
A: kadin aksam eve geldiginde, esine bugün carsida ....., diye anlatiyor. Adam bir sey söylemeden rahatliyor, ertesi aksam eve bir telefon sapigindan gelen telefon görüsmesinde "manyak " bir adam karisinin kötü bir kadin oldugunu söyleyip telefonu kapatiyor. Esine güveni olan koca icin önemsiz.
B: kadin önemli bir sey olmadigindan carsidaki karsilasmayi anlatmiyor, esi aklinda ????? ile yatiyor, ertesi gün telefon geliyor, adam karisindan süphe duyuyor artik ve iliski sarsintiya giriyor.
Buna benzer birsürü örnekler yaratabiliriz....
Saygilar
|
|
| | | |
| Re: Kaderim Kederim Oldu. [message #21740 is a reply to message #21709 ] |
Mon, 04 April 2005 07:16   |
|
Selam Emre,
Anlatmak istedigimi anlatabilecegimden ümidimi kestigim anda ben biterim. Ama anlatmak istedigimi ben anlatirim ve anlasilir diyecek kadarda iyimser biri degilim.
Iyimserlik ile ümit arasinda nasil bir alaka kurdugunuzu ve bu alakayi kurmanizdaki inceligi anlayabilmis degilim. Hele iyimserlik ile kibir arasindaki alakalandirmaya ise hic bir anlam veremedim.
Iyimserlik den kasitim hayati toz pembe görmektir. Polyanicilik oynamaktir.
Karsimizda duran iyi ve kötü objektif bir gercektir. Ama basimiza gelen iyilik ve kötülük subjektif bir yansimadir. Her gördügümüz iyi, iyi olmayacagi gibi her gördügümüz kötü de kötü degildir. Hele hele basimiza gelen her iyilik aslinda bizim hayrimiza bir sey olmayip serimize olabilirken. Basimiza gelen bir kötülükte serimize olmayacagi gibi hayrimiza olabilmektedir.
Akilli-Deli, Zeki-Aptal, Onur-Gurur, Cesaret-Korku, Cömert-Cimri, vs.. beyaz ve siyah gibi bir birlerinin uc noktalaridir. Kendi karsitiyla ele alindigi zaman bir anlam teskil eder. Bir tarafi iyi olan diger tarafi kötü olan olarak görülür. Akilli olmak iyidir, Deli olmak kötüdür. Zeki olmak iyidir, Aptal olmak kötüdür.Onurlu olmak iyidir, Gururlu olmak kötüdür. Cesur olmak iyidir, Korkak olmak kötüdür. Cömert olmak iyidir, Cimri olmak kötüdür. Bu sadece görünendir. aslinda olay hicde böyle degildir. Mesela Akilli biri yeri geldiginde cömert yeri geldiginde cimri olabilir.Ayni sekilde cesur veya korkak, onurlu veya gururlu, zeki veya aptal olabilir. Bu bakanin gözü ile alakali bir olaydir. Göz bakar ve görür. Bu varsiyonlar imkan ölcüsü icinde bir biri ile degistirilebilir. Deli gibi görünen ne akillilar vardir. Aptal gibi görünen ne zekiler vardir. Gururlu gibi görünen ne onurlular vardir. Korkak gibi görünen ne cesurlar vardir. Cimri olarak görünen ne cömertler vardir. vs..... Her is bakanin Gözünedeki görme yetisiyle alakalidir. Basiretle görmek icin ise göze gerek yoktur.
Soyut kavramlar somut deliller ile ispat edilemez. Ancak kavram üzerinde mutabakat saglanabilir. Bu mutabakatinda baglayiciligi olmaz. Özgürlükde buradadir.
Allah iyi ve kötüyü yaratmistir.
Ama kisinin basina her nasil bir kötülük gelirse gelsin o Allah´tan degil kisinin kendisindendir. Bunun sebebide Kisinin " IYIMSER" olmasiyla alakalidir.
"IYIMSER" kelimesi aslinda anlatmak istedigimin tam karsiligi olmadigini bende biliyorum. Adem gibi yeni bir kelime almaya cabaliyorum. Simdilik sadece zikr (unutulmus olani hatirlamak) etmeyle idare ediyorum. Alacagim kavrami günü gelince belirleyecegim harfler ile isaretleyip sizlerle paylasacagim.
Bu arada benim soru hep gümbürtüye gidiyor. Aslinda bu sorunun cevabi cok önemli eger samimiyetle bir cevap verirseniz memnun olurum.
Soru: Kendi hayatinizda karsinizda olusan IYI ve KÖTÜ den ne zaman KÖTÜ olani sectiniz?
Eger benim bu sordugum soruya samimiyetle bir cevap verirseniz o zaman benim "iyimserlik" kelimesi altinda anlatmak istedigimide anlayabilirsiniz. Aksi takdirde benim anlatmak istedigimi degil sizin anlamak istediginizi anlarsiniz. Ayni sekilde bende sizin anlatmak istediginizi belki anlamak istedigim gibi anliyorumdur.
Anlasabilme ümidimi kesinlikle kaybetmeyecegim.
Selam.
"Insanlarin bizim ayetlerimize kesin bir bilgiyle inanmadiklarini onlara söyler" Neml 82
|
|
|
| Ynt: Re: Ynt: KADER VE ÖZGÜR İRADE ÜZERİNE BİR DÜŞÜNCE [message #21746 is a reply to message #21736 ] |
Mon, 04 April 2005 10:59   |
 |
lacosta Messages: 1065 Registered: November 2002 |
Dependent |
|
|
| Aktarım: | Belki de bu kollektif bilincin insanları etkisi almasının olumsuz sonuçlarından korunmamaız için Rabbimiz,hastalıklı düşüncelere sahip insanlardan(inkarcılık,karamsarlık vb) uzak durmamızı hatta gerekirse ilişkimizi kesmemizi istiyor.
|
Bu cumlen acikcasi benim icime sinmedi. Varsa Kur'an'dan dayanagini getirir misin?
Benim bildigim kadariyla Kur'an'da irtibatin "selam"a kadar indirilmesinin ongoruldugu yegane insan grubu Islam'a ve Kur'an'a tamir olunmaz bir kin besleyen, her firsatta Islam'i ve Kur'an'i kotuleyen, asagilayan, hatta dalga gecen, gozu ve gonlu korelmis, kulaklari tikali ve bunun yuzunden Allah'in da biraktiklari. Ben bunun disinda Kur'an'in hicbri yerde diger insanlarla, hele hele diger mu'minlerle, ilginin kesilmesi tavsiyesini hatirlayamadim, belki ben yanlisim, bilemiyorum.
Bu cumleni izin veriresen, soyle tercume edebilir miyiz?:
Hastalik derecesinde karamsarlik, kotumserlik ve inkarcilik(bu inkarciligi Allah'in varligini inkar olarak degil de, Allah'tan umudu keserek dolayli ve bilincsiz bir inkar icinde olanlari kastediyorum) icinde olan insanlarin
-ufuklarini genisletmek,
-her bir insanin bir dakika icindsonsuz sayida secme sansi e oldugunu,
-ve bu imkanin hayatin her dakikasi, hatta her saniyesi icin gecerli oldugunu her firsatta hatirlatalim ki, Kur'an'da gecen "Hhakki ve sabri tavsiye edenlerden" olabilelim.
Su an, bir dakika icin durun ve dusunun: Benim astigim yaziyi okumak yerine neler yapabilrisiniz? Kalkip su icebilirsiniz. Uzun zamandir aramadiginiz bir arkadsinizi arayabilirsiniz. Internette sorf yapabilirsiniz. Calismalariniza donebilirsiniz. Carpim tablosuna bakabilirsiniz. Yere dusmus bir copu alip cope atabilirsiniz. Baska bir yaziya gecebilirsiniz...
Bilmem ne dedigimi anlatabildim mi?
Iste umutsuzluk ve karamsarlik oyle bir araz, oyle bir virus, oyle bir bulasici mikrop ki, insan boyle anlarda birden fazla, hatta sonsuz sayida secenegi oldugunu algilayamiyor. Bu, umutsuzlugun ve karamsarligin yan etkisi oldugu icin de hicbir zaman gercekdisi oldugunun farkina varamiyor.
Yani, sozun ozu, Allah'i bilenlere, -hatta bence baska dinden olup olmamasi da onemli degil- Allah'in bir dakikalik bir zaman dilimi icinde bile bize sonsuz sayida seyi yapma ve dusunme imkani tanidigini her firsatta birbirimize hatirlatmanin mu'min olmanin bir geregi oldugunu dusunuyorum.
Onlardan kacmanin degil.
Dedigim gibi, ancak tek bir durumda baskalarindan kacmakla mukellef tutulmusuz: Allah'a kotu soz soylendigi, hasa kufredildigi, Islam'in ve Kur'an'in asagilandigi durumlarda -o da eger butun cabalarimiza ragmen- o kisilerin tavrinda bir degisiklik yapamadigimiz zamanlarda uzak durabiliriz.
Aksi takdirde, Allah'In "Birlesin. Ayrilmayin. Birlesin! Ayrilmayin!" ayetlerine aykiri davranmis olmaz miyiz?
Saygi ile,
16:24. Kendilerine, "Rabbiniz ne indirdi," denildiğinde, "Geçmişlerin efsanelerini...," diye yanıtlarlar.
|
|
|
| Ynt: Kaderim Kederim Oldu. [message #21751 is a reply to message #21637 ] |
Mon, 04 April 2005 11:42   |
 |
lacosta Messages: 1065 Registered: November 2002 |
Dependent |
|
|
Genel olarak Turgut kardesimizin kader konusundaki dusuncelerine katiliyorum.
Hayatimizin istisnasiz her aninda sonsuz sayida secenege sahibiz. Sonsuz sayida farkli duygu ve dusuncelere yonelebiliriz ve yine sonsuz sayida eylemlerden istedigimizi yapmayi secebiliriz.
Ve Allah bizim hangi gerekcelerle, neyi, nicin sececigimizi, sonuclarinin ne olacagini, ve bizi o secimi yapmaya hangi yasantilarimizin yonelttigini, vb. herseyi ama herseyi cok onceden biliyor. Allah'in bizim secim ozgurlugumuzu hangi yone kullanacagimizi bilmesi bizim ozgur iradeye sahip olmadigimiz anlamina gelmez.
Galiba biz, belirli bir an icin onca secenek icinde bize sadece bir taneymis gibi gorunen secenegi secmemizi, secmek zorunda kalmamizi "kader" olarak adlandiriyoruz. Yani o anda, o kosullarda, o gunku ve o anki "ben"le baska bir secim yapilamazdi. Bu kazalar ve tesadufler icin bile gecerli.
Halbuki bal gibi de yapilabilirdi!
| Aktarım: | Hayatimizin her ani ileriye dogru kendi kapsadigi alan icerisinde olabilirligi kadar secenege sahibdir ve bunlar yazilmistir. Bu sürec icinde ilerledikce olusan yeni an beraberinde kapsadigi kadar yeni olasiliklarla beraber karsimiza cikar. Her anin kendi icinde olusturdugu olgu diger olusmamis secenekleri olumsuz kilsa bile aslinda o olusmamis olasiliklar bile sanki olusmus gibi var sayilarak son noktaya kadar olusturulmustur. Her sey yazilmistir. Bu yazilim öyle bir yazilim ki her olusum kendisi disinda olusan etkenlerin olusmasiylada yeni olasiliklara gebedir.vs......
|
Bu yuzden bu ifadelere de katilmamak elde degil. Yalniz tek farkla, ben istisnai olarak Allah'in zaman zaman bizim secme ozgurlugumuze mudahale ettigini dusunuyorum.
Hepimize olmaz mi?, ilham diye adlandiririz, aniden bir simsek cakar, o ana kadar aklimizin ucundan bile gecmeyen bambaska bir secenek pirip piril parlar gozumuzun onunde! Boyle durumlari bir sekilde Allah'in mudahalesi, diye yorumluyorum. Ayrica, etrafimizi kusatan meleklerin de bize "fikirler" fisildadigina inaniyorum. Yenilerde, Kur'an'da gozume carpti, baktim ama bulamadim ayeti, meleklerin bizleri gozleme yaninda, koruyup kollama ve hatta "kritik durumlarda" birseyler fisildama hak ve sorumluluklari da var.
Bu arada Dabbe, sorunu cok dusundum ve sahsen cok cok istisnai durumlarda dahi olsa "kotu"yu ve "yanlis"i secebilecegime karar verdim.
Ama kotuden ne anladigimi acayim once: Kotuyu, Allah'in yanlis oldugunu, gunah oldugunu, kotu oldugunu acik acik ifade edip yasakladigi seyler olarak degerlendiriyorum.
Kendimi yokladim, bilerek, mesela atiyorum, "sevdiginiz yiyeceklerden baskalarina da verin" ayetini ele alalim. Cok sevdigim bir yiyecegim var, iki lokma kalmis. Onceden paylasmisim. O iki lokmadan birini daha karsimdakine vermem gerekirken, sirf o anda bilerek ve isteyerek nefsime hakim olmak istemedigim icin , yanlis oldugunu bilerek ve Allah'in hosuna gitmeyecegini de adim gibi bilerek o son lokmayi paylasmayabilirim.
Kotu oldugunu , yanlis oldugunu bile bile...
Ve bunu yaparken hayal gucum oyle bir yaratici olur ki, kendime envai cesit hakli gerekce bulabilirim yaptigimin o kadar da kotu olmadigini kendi kendime isbat etmek icin.
Veya gercekten de hakliyimdir o son lokmayi paylasmamakta.
Aslinda ne kadar masum yaradilisli bir insan oldugum izlenimini verebilmek icin bile bile bu kadar kolay bir ornek sectim. 
Her zaman bu kadar masum olmayabilirim de... Yalniz "kotunun" kotulugu oraninda on-dusunme sureci de 3-5 dakikadan 3-5 ay, hatta yila kadar uzar herhalde.
Tek birsey soyleyebilirim, sIk yapamam. Boyle birsey yaptiktan sonra da herhalde namazlarimda, ibadetlerimde daha bir dikkatli olmaya calisirim. Tipik suclu psikolojisi...
En azindan olabildigim kadar durustlukle sorunu cevapladigimi dusunuyorum.
Saygi ile,
16:24. Kendilerine, "Rabbiniz ne indirdi," denildiğinde, "Geçmişlerin efsanelerini...," diye yanıtlarlar.
|
|
|
| Ynt: KADER VE ÖZGÜR İRADE ÜZERİNE BİR DÜŞÜNCE [message #21772 is a reply to message #21587 ] |
Tue, 05 April 2005 01:38   |
|
selamlar
kader kelimesi kuranda ölçü anlamında geçmektedir. örnek: 74/18 düşündü ve ölçü koydu. Allah'ın her şeyi bir ölçüye göre yarattığı,yönettiği ve denetlediği de herkezce bilinen gerçektir.(65/3 36/39) 33/38 ayetinde Allah'ın emrinin takdir edilmiş bir kader-ölçü olduğunu da göz önüne alındığında özgür iradeyle oluşan etkinin karşılığının Allah'ın takdir ettiği bir ölçüyle tepki görmesi yanlış olmaz. 42/30 ayetinde başımıza gelen her musibetin kendi ellerimizin bir karşılığı olduğunun belirtilmesi bu düşünceyi desteklemektedir. ayrıca şimdi numarasını hatırlayamadığım bir ayette " onlar seni yurdundan çıkarırlarsa, onlarda o yerde az bir süre kalırlar. bu Allah'ın sünnetidir. Allah'ın sünnetinde değişiklik bulamazsın" ayetide etki-tepki prensibine güzel bir anlatım katar.
insanlar için sorun olan: özgür iradeyle ortaya konan etkinin karşılığı olan tepkinin kararını ve ölçüsünü insanların özgür iradesi ile verememesidir. yani insan özgür iradesi ile bir seçim yapıyor ancak bu seçiminin sonucunu kendi iradesi ile takdir edemiyor. bu ölçü sadece tek ilah olan Allah'ın takdiri.
Allah ise bu ölçülerin neler olduğunu kutsal kitablarda bildirmiş ve insanların doğru seçimler yapmasını istemiştir.
bazı konuları sorgulamamız, musanın kıssasında olduğu gibi bizim özü kapsayan bilgiye sahip olmadığımızdan dolayı problem oluştururyor. bu problemide Allah'ı hakkıyla takdir ederek aşabiliriz. bu sorgulamadan kabul etmek gibi gözükebilir. ancak sorgulamadan teslim olunan , yaptıklarından sorumlu tutulamayan, kimseye zulmetmeyen Allah tır. küçük çocukların zalimce öldürülmesi, onların cennete mi gireceği, ve neden bunların olduğu gibi konular Allah'ın muazzam takdiri iledir. ve bunların açıklaması kıyamet gününde yapılacaktır.
nasıl bir hayat yaşayacağımız, nasıl seçimler yapacağımız Allah tarafından bilinmektedir. öyleyse bu dünyayı neden yarattı diye bir sorgulama yapılmıştı. kurandan edindiğim düşüncem: Allah'a karşı kimsenin bir bahanesi kalmasın, ve bizlerde nasıl kararlar verdiğimize şahit olalım diyedir. "kendi nefsi hesab sorucu olarak yeter" ayetini bu düşünceme dayanak almaktayım.
saygılarımla
|
|
|
| Re: Kaderim Kederim Oldu. [message #21774 is a reply to message #21740 ] |
Tue, 05 April 2005 05:16   |
 |
Emre_1974tr Messages: 1472 Registered: June 2004 |
Dependent |
|
|
Sevgili Dabbe;ümit-ümitkar olmak "iyimserliğin" en önemli parçalarından biridir.İyimser bir insan aynı zamanda gelecekten umutlu olandır.Bu yüzden burada benim kurduğum bağlantıda bir sorun yok.Senin söylediğin "herşeyde iyilik görmek ve polyanacılık oynamak" da yine iyimserliğin parçalarından biridir.İyimserlerde her iki özellik de vardır.
Kibirle iyimserlik arasında doğrudan bir bağlantı kurmuyorum.Hastalıklı bir düşünce olan kibirle iyimserliğin bazı insanlarca karıştırabildiğini biliyorum.Eğer senin kastettiğin insanın kendini tanrısal bir varlık olarak görüp her işte mutlaka galip geleceğini iddia etmesiyse o "bambaşka birşey" dedim.Yani ben de alakasız olduğunu söyledim.
Şimdi sen "iyimserlikten ne anladığını" biraz daha detaylı bir şekilde anlatınca bu sis perdesi birazcık ortadan kalkmış oldu.Ama senin de farkında olduğun gibi,sen iyimserliği tam bilinen klasik anlamında kullanmıyorsun ve bu yüzden anlaşabilmemiz için böyle biraz sohbet etmemiz gerekiyor.
Şimdi dönelim polyanacılık oynamak nedir.Her şeyde bir hayır ve güzellik görmek ve bundan mutlu olmaktır.Olayların hep iyi tarafından bakmaktır.Şimdi bu iyi midir yoksa kötü müdür?Bunda da kişinin tutumu rol oynayacaktır.Eğer insan bu iyimserliği "şükretmeyi bilmek" felsefesinde gerçekleştiriyorsa iyidir.Ve yine "her işte Allah'ın kendisini kurtarabileceğini" düşünerek iyimser oluyorsa yine iyidir ve Kuran prensiplerine uygun olarak yaşıyor demektir.Ama eğer insan kibirinden bunu yapıyor ve "her yaptığım mutlaka doğrudur" şeklinde hastalıklı bir düşünceye sahipse veya "ben her zaman güvandeyim hiçbir varlık bana birşey yapamaz" veya "mutlaka hep kazananlardan olacağım,ahirette de cehenneme gitmem söz konusu bile olamaz" veya cehenneme gitse bile bunun da aslında güzel bir şey olacağını düşünme şeklinde sapkın düşüncelerin uzantısı olarak polyanacıysa o zaman yazık etmiş kendine demektir.
Bu bahsettiğim 2 tür iyimserlik çok farklı bir bakış açısına ve felsefeye dayanıyor.İlki çok iyiyken ikincisi korkunç derecede kötü ve hastalıklı...
Şimdi soruna gelelim.Evet dediğin gibi kimse birşeyi kötülük olsun diye seçmiyor gibi gözüküyor ilk bakışta.Kendince iyi olduğuna inandığı şeyleri yapıyor.Ama bu da her zaman gerçekleşmiyor.Bazen insanlar yaptığı şeyin kötü olduğunu bildiği halde onu yapıyor.Örneğin sadist bir insan bir canlıya sırf keyif aldığı için eziyet ederken bunun iyi birşey olmadığının farkında olabiliyor bazen.Ama kendi çıkarı olan sadist zevk anlayışını yanlış olduğunu bildiği halde üstün tutabiliyor.
Ya da bizim forumdan örnek vermek gerekirse "Zazax" nikli arkadaş gibi hasta karakterli yobazlar yollarının yanlış olduğunun farkına varsa bile sırf kendini rahatlatmak için saldırılarına ve iftiralarına devam edebiliyorlar.Ama aslında yaptığının kötü birşey olduğunun kendi de farkında.Sadece günü kurtarmak için kendilerini çılgınca mahvediyorlar.o an için ümitsizce çırpınmaktan başka birşey gelmiyor ellerinden.Burada yine ayırtedici krater,kişinin sağlıklı bakış açısına sahip olup olmaması,aslında neyin gerçekte kendi çıkarına neyin zararına tam anlamıyla anlayamaması...Eğer geniş ve sağlıklı bakış açısıyla olayları yorumlayabilirsek bu yanlıştan kurtuluruz.
Başımızı gelen olay dediğin gibi ilk bakışta kötü gibi gözükse bile uzun vadede tamamiyle lehimize olabilir ki bunu görebilmemiz bazen çok zor hatta imkansıza yakın olabilir.İşte yukarıda verdiğim ayetlerde ailenin çocuğu öldürülüyor ama ahiretteki gelecekleri kurtarılıyor.Ama bence burada da bu olay kısa vadede o aileye bir azaptır ve bu da bir günahın karşılığı olmalıdır.Eğer tamamen sıkıntıyı haketmeseydiler o çocuk hiç doğmazdı ve tamamiyle acısız bir şekilde bu hayrı yaşarlardı.
- Gerçi o size hoş gelmez, fakat olur ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız; oysa o, hakkınızda hayırlıdır. Olur ki, siz birşeyi seversiniz; ama o, sizin hakkınızda bir fenalıktır. Allah bilir, siz bilmezsiniz. (Bakara suresinden alınmıştır)
Selam ve sevgiler.
|
|
|
| Re: Ynt: Kaderim Kederim Oldu. [message #21776 is a reply to message #21751 ] |
Tue, 05 April 2005 08:02   |
|
Selam lacosta,
Yaziniza nasil bir cevap yazarsam verimli olabilirim diye inaninki cok düsündüm. Defalarca konuya cevep yazmak icin yeltenmeme ragmen bir kac paragraf yazdiktan sonra elim hep silme dügmesine gitti. Bu paragrafi bile bir cok defa basa alarak zor gücül yazdim.
Neden acaba böyle davraniyorum diye kendi kendimi sorgulamaya basladim. Cünkü yazinizda muhalif oldugum tesbitlerin yaninda taraf oldugum tesbitlerde mevcuttu, muhalif oldukarimi elestirmek taraf olduklarimi desteklemek icmden geciyordu, ama yapamiyordum. Cünkü muhalif olduklarim aslinda dogru olan olabilirdi veya taraf olduklarim, yada taraf olduklarim yanlis muahalif olduklarim dogru olabilirdi. Cünkü daha önceki yazilarimda iyi olanin kötü kötü olanin iyi olabilecegini savunuyordum, ve bu savundugum seye ters düsmemek icin ne muhalif nede taraf olmadan sadece acilim sunumayi bir ara düsündüm. O da olmuyordu cünkü acilima yeltendigim anda su sudur, bu budur demeye variyordum, bu da benim icin cok sakincali bir yapiydi. Ben kimdim ki suna su bunada bu diyebilirdim. Böyle bir sürü seceneklerle karsi karsiyaydim, sadece dilimin döndügü kadariyla hali ruhiyemi belirtme istegi icimde canlandi. Hic bir seye dokunmadan nötür bir tavir sergilemeyi konumum bana tafsiye etti. Secici olmadan, bir asma kaydede bilmeyi ve tavir tavir, kademe kademe olmasi gerken yere dogru yürümeliydim.
Tam yerine gelincede manzara koymak gerekiyordu.
Bizler bir damla dökülen meniden fatir edildik. Bu dökülen bir damla menide milyarlarca ben vardim ve bu meninin düstügü rahimdede milyarlarca ben vardim. Bu milyarlarca ihtimal /olasilik icinden cika cika ben ciktim. Ben sadece bu olanmiyim? Oysa ben o birlesmemis olan olasiliklardan her biri olabilirdim. Eger bu olasiliklardan biri ben isem diger olmayan olasiliklar kim? Ben diyorum ki o olmus olasiligin nasil bir baslangicla baslayip nasil bir sürec icinden gecip nasil bir son ile sonlanacagi o KITAP ta yazilmis ise ben olmamis olan diger benlerinde bir baslangic, bir sürec, bir sonucuna kadar en ince detayina kadar yazildigini söylemeye calisiyorum. Birde o ben olacak olasiligin bosa atilmis yani vardir ki onlar bile yazilmistir, hemde olup son bulabilecegi ana kadar.
Ben olanim ama olmamis olanlarda ben olabilirdim. Ben cok karmasik bir sudan fatir - halk- insa- ibda edildim. kademe kademe, tavir tavir, asama asama.
Olmus olan ben birden fazla organin bir araya getirilip alakalandirilmasiyla oldum. Olusan bende olan her organ kendi bünyesinde kapsadigina hakim olmasiyla birlikte alakalandirilmis diger organlarla alis verise gecerek organizmanin faliyetini icra etmesine imkan saglamaktadir. Bir organin icinde barindirdigi kendisini organizma yaparken kendi bulundugu halin kapsadiginada organ olmasi ile kendi disindaki organizmaya bir organ olarak baglanmistir. Her organ aslinda bir organizmadir. Her organizma aslinda bir organizmanin organidir. Her hangi bir organda bulunan bir hücre kendi yükümlülügü ile görevlidir. kendi görevini icra ettigi müddetce bagli oldugu oraganin isleyisine imkan saglamis demektir.Gözde bulunan bir hücre gözün islevine hakim degildir.Gözün gördügünü bilmez hic bir zaman o gözün baktigi agaci görmez. ama o gözün gördügü agaci gören organin isleyisine hizmet eder.Görevini yerine getirir süreci tamamlar. Bulundugu organizmanin islevine bile hakim olmayan bir hücreye gelde sen o bulundugu organin disinda olanlari anlat. Hücre agaci görmüyor ki fotosentezi anlayabilsin. Agac beyazmi siyahmi diye sor yada renginin ne oldugunu sor. Hele birde bulundugu organizmanin disindaki RUHu sor. Madde nedir ki Ruhu anlamlandirabilsin. Madde ruhu anlamlandiramiyacagi gibi Ruh ta kendi bulundugu organizmanin bir organi olarak kendisinden üste olani anlamlandiramiyacaktir. Bir organ ve organizma olmayan ALLAH herseyin üzerinde Tek Hüküm sahibidir. O dogmamis ve dogrulmamistir. Rabbini Tekbir edebildigince Tekbir et.
Allahi anlama anlamlandirma cabalari abesle istigaldir. Onu anlayamayip anlamlandiramayacagimizi anlayabilirsek belki bir sey anlamis olabiliriz.
Birde Reklam koyalim.
Dünyada kalan son coca colayi benimle paylasirmisiniz? Arkasinda olan gelecek olan bir seyi degil son olan bir seyi !
Lütfen uslubum, lisanim, dilimden dolayi beni yadirgamayin. Lütfen beni yanlis anlamayin. Konumum geregi debelenmek zorundayim.
Selam.
"Insanlarin bizim ayetlerimize kesin bir bilgiyle inanmadiklarini onlara söyler" Neml 82
|
|
| |
| Aibergin Kader konusundaki Aciklamasi: Sorunu cozuyor [message #21794 is a reply to message #21587 ] |
Tue, 05 April 2005 20:42   |
 |
hanifdost Messages: 17 Registered: April 2005 |
Beginner |
|
|
Kader - Kaza”
“K” (“CK” Kalın olan) ince olan “Q” (Kef) ve bir de “GOF” (Bildiğimiz “G” harfi) vardı. Bu yüzden KADER'e adını veren KaDeRe kökünden başka bir de Ga-de-re var. Ama “G” harfi kaldırıldı sonradan (İbranice ve Asurice devam ediyor).
Dolayısıyla Allah'ın adı KUDRET, KAADİR olması, taKDiR etmesi KaDeR etmesi, muKaDdeR olması, hem Güç kelimesiyle bağlıdır, hem de G ile yazıldığında ÖLÇÜ koymak anlamında >>> TaGDiR'dir (Sonradan Takdir diye yazıldı). Biri KUDRETE, kuvvete havidir. İkincisi ise "ÖLÇÜ, PLAN, PROJE" yapmaya havidir.
Bu etimolojisinden sonra GAADER'i anlatabiliriz. Bizim ÖZGÜR İRADEMİZ VARDIR. Dilediğimiz yapabiliriz. Fakat yapamadıklarımız vardır ki, bunlar da bizim CÜZİ irademizin üzerindeki Mutlak Külli iradenin elindedir. Mesela DOĞDUĞUMUZ ZAMANI SEÇEMEYİZ, DOĞDUĞUMUZ YERİ SEÇEMEYİZ, ANNE-BABAMIZI SEÇEMEYİZ (zenci, mongol da olabilirdik), ÖMRÜMÜZÜN UZUNLUĞUNU seçemeyiz, RIZKIMIZI seçemeyiz, nefes sayılıdır, rızk artar veya eksilir. KADER bunlardır... SEÇEMEDİKLERİMİZE KADER deniyor. Seçtiklerimize de GADHA (Kaza) deniyor.
Kaza şudur: Kaderin belli anlarda tecelli etmesidir. Örneğin rızkım 5000 ton besindir. Bu bitince ÖLÜRÜM. Bunu bir kerede yemem elbette... Günde üç öğüne bölerek bu KADER rızkımızı öğünlerle KAZA ederiz. Nefes alıp vermek de KAZADIR (Toplam nefes sayısı KADER'dir, an be an nefes almak ise bu kaderin kazasıdır). Demek ki SEÇEMEDİKLERİMİZE KADER diyoruz. Kaderin REZERVİ ise "Nedensellik ilkesi" gereği yeryüzünde nefes nefes, öğün öğün KAZA edilmektedir. Cennet takviminde iki ölçü (takdir) vardır. Sabıkun'da bir gün >>> 50 bin yıl ve SONSUZ TANE BİR GÜN var...
Buna NAİM (Nimetler) cenneti denmektedir. İkinci bir Cennet daha var ki, o da Sidre takvimidir: Orada da bir gün, bin yıldır. Böylece bir saniyenin 18 yıla, bir saniyenin 18 dakikaya, bir saniyenin 14 saniyeye vb. eşit olduğu "Nedensellik/Causality" takvimleri vardır ama DÜNYA denen sürgün gezegeninde, bir gün=1 gündür. Yani ışıktan YAVAŞ olmanın bedeli olarak
"OL VE ÖL AYNI ANDA" olmaz. Oluş (Neden) ÖNCE; ölüş (Sonuç) SONRA gelir. Evren de böyledir: İmpulslarla tik-tak atarak genişlemektedir, yani zaman impulsları olan nabız darbeleri vardır. İşte bu impulslara biz "Kaza" diyoruz. Ama evrenin ömrü, yeri, büyüklüğü vb. KADER olarak belirlenmiştir. Genişlemesi ise KAZA edilmesidir. Işık hızına erdiğinizde NEDENSELLİK ilkesi ortadan kalkar ve "OL=ÖL" olur demiştik. O zaman KAZA edilmesi gerekmiyor. Son aldığınız NEFES ebediyen size YETERLİDİR. Son yediğiniz besin sizi EBEDİ tok tutar. Bunları yazmıştık (Tarık Seması’nda özellikle). Ya da basit bir örnek: İki öğün arasında uyuyan Ehli Kehf uyanınca izleyen öğün yemek isterler. Ama 300+9 yıl geçmiştir. Zaman burada ÖZELLEŞTİRİLMİŞtir. (Karanoktacıklarda zaman bu şekilde burulur). Kader değişmez değildir. "Allah dilediğinin ömrünü uzatmaktadır" ayeti gereği böyle... Ya da MUSA KATİL Mİ? Yoksa Hızır mı onun yerine Katil oldu? Ya da Yuşa öldü mü ölmedi mi? KADER bu durumda NASIL bir şey?
Basit: Baştan yazılır. Ama bu DUALARLA veya salih amellerle değiştirilir (Beşikteki çocuğu öldüren Hızır’ın eylemi değil, anne ve babasının çocuk hakkında hayır dilemeleridir). Hayır duası gibi Salih ameller de KADER'i değiştirir (Hızır der ki: O gemiyi deldim, çünkü onlar çok iyi salih amelleri olan insanlardı). Pekiyi Kader böyle değişebilen bir şey ise, bu Allah'a GÜVENSİZLİK doğurmaz mı? Yani Levh-i Mahfuzu bir Hacker cyberpunk vb. takedown mı etti.
Allah buyurur ki: "KADERİN DEĞİŞMESİ DE KADER OLDUĞUNDAN, EN SON BİÇİMİ KADERDİR". Mesela A kaderinde Musa YETİŞKİN YUŞA'yı öldürüp katil olur. B kaderinde Yuşa YETİŞKİN olmadan çocuk iken HIZIR TARAFINDAN öldürülür. Musa Katil >>> KADER A iken, Hızır Katil >>> Kader B olmuştur. Ama Yuşa "Zamanda geri gidip" yeniden doğunca, sıfırlandığından, ne Hızır ne Musa tarafından ÖLDÜRÜLMEMİŞ olur. Ortada ne katil vardır ne de maktul (Katledilen). O halde suç yoktur (Günah İSMET sıfatı nedeniyle) SİLİNMİŞTİR. Ama A ve B olaylarının, yani kaderin İKİSİ BİRDEN vukubulmuştur. Şimdi bir fikir jimnastiği olarak soruyorum: Yuşa'nın KADERİ HANGİSİ?
Önlem, “Allah vekil” demek ve sonra hayır ve şer kazasını beklemek... Bu Kur'an yöntemi. Önlem=Tedbir... Allah Vekil demek >>> Tevekkül. Buna rağmen KAZA geliyorsa o da İMANIN ŞARTIDIR, Allah'ın taKDiRine teslim oluruz.
"Bil Kaderi..." İmanın şartıdır bilirsiniz. Kader PAYLAŞILIR bir kavramdır. Yani ÇİFTLEŞTİRİLEREK yaşanır. Kaderler işbirliği yapar birbirini etkiler. Bir bileşke-bileşik KADER rotası çıkar ortaya... Örneğin EVLİLERİN birbirini SEÇMESİ tamamen KENDİ İRDELERİNE kalmıştır. Bu kazadır, özgür seçimdir. Hatta “self determination”dır.
Ama bu evlilikten doğan çocukların "ırkı, geni vb. yanında rızkı, ömrü" ALLAH'tan verilmektedir. Artık bizlerin çocuklarımızın KADERİ ile ilgimiz sıfırlanmıştır. Ama eşimi ben seçerim. O da beni seçtiği sürece "Muta+baakat/Nikah yapmış oluruz. Böylece eşimin özgür seçimi kendisini de etkiler.
Ya A insanı ile evlenir (O köylü bir gençtir, ve hayatı boyunca o köyden çıkmazlar); ya da B insanı ile evlenir, mesela yabancı bir ülkeye yerleşir. Çocuklarının rengi (Göz, saç vb. yanında kalıtsal hastalıklar vb.) BU SEÇİMİMİZDEN ortaya çıkar.
Diyelim ki benim üç eşim var: Beyaz, Zenci ve Moğol. Çocuklarım da FARKLI olarak genetik özelliklerini taşıyacaklardır. Bu çok basit misalden yola çıkarak, daha karmaşık olan Kur'an misallerine bir göz atalım:
1. HIZIR'ın kaderi
2. Musa'nın Kaderi
3. Yuşa'nın kaderi...
Bu üç alternatif 24 AYRI kader örgüsü verir, her biri ayrı ayrıdır. Katil Musa, Masum Musa, İSMET sıfatıyla cinayet günahı SİLİNMİŞ Musa...
Hızır'a rastladığı için kaderi üç kez değişirken, Hızır da aynı durumdadır: Katil Hızır (İnanmazsan Kur'an'a bak, çocuğu öldürüyor). Katil olmayan Hızır (Ölen BİRİ YOKKİ!).
Ve Yuşa:
a) Zalim Yuşa ve YETİŞKİN >>> MUSA onu öldürüyor.
b) Sabii-bebek YUŞA (Daha Musa'nın öldüreceği kadar BÜYÜMEMİŞ, onun katili HIZIR).
c) Hızır'a rastladığında zamanda 17 yıl kadar geriye giderek "SİLİNEN" ve yeniden DOĞAN YUŞA.
Yuşa, dikkat ediniz kaç kez öldü veya zamanda geri-ileri gitti? Allah KÖTÜ Yuşa'yı MUSA eliyle öldürüyor. Ama öte yandan, "anne babası DUA etmişler", "Ya Rabbi bu BEBEK hayırlıysa bize ver." Dua kabul olmuş. Bu öyle bir dua ki "İLERİDE ANNE VE BABASINI DA DİNDEN ÇIKARACAK, KAFİR YAPACAK OLAN YUŞA” yani ÜÇÜ BİRDEN BERAAT EDİYOR.
Anne-baba ve Yuşa... Anne baba da ÇOCUKLARI kadar aslında KENDİLERİNE de DUA etmişlerdir ama farkında değillerdir. Çocuklarının iyi olmasını dilerlerken "Kendilerinin de DİNDEN ÇIKMASI" önlenmiştir.
Bunun için duayı ÇOĞUL olarak yapınız diyorum. Dua ettiğiniz içinde SİZ de olun, ama indirect/dolaylı olarak. Böylece kompleks biçimde KADERİN nasıl etki ettiğini ve nasıl değiştirilebileceğini anlamış olursunuz/oluyoruz.
Sadece Yuşa-Musa-Hızır üçlemesinde 24 AYRI kader var. (Yuşa'nın anne ve babasını da katarsanız, binom açılımı 24 oluyor).
13 Nisan 2003 Hans Von Aibergin Chatinden alinti.
http://63.231.71.139/forum_posts.asp?TID=57&PN=1&TPN =5
|
|
| |
| sacmalardan secmeler [message #21802 is a reply to message #21794 ] |
Tue, 05 April 2005 22:41   |
 |
The Elite Messages: 932 Registered: July 2002 Location: Istanbul |
Dependent |
|
|
Sharlatan Hans hala ortalarda cirit atiyor demek. Yillarca once Tempo dergisi bunun sharlatanligini gozler onune sermisti fotograflarla.
Bu adam Prof felan degildi, Adi da Hans degildi. Kellesmeye baslamis siyah sacli bir Turk'du (Hans'sin su andaki saclari egreti sacdir). Gaztede fal koseleri yazan biriydi.
Hans bu forumda yazarken uc soru sormustuk cevabini alamadigimiz:
a) Hangi Universite mezunusun?
b) Doktarani hangi Universiteden ve kac tarihinde aldin?
c) Hangi tarihlerde ve hangi dallarda nobele aday gosterildin?
Bu sorularin ucunude cevaplayamnadi. Cevaplasaydi yalanini ortaya cikaracaktik cunku...
| Quote: | Buna NAİM (Nimetler) cenneti denmektedir. İkinci bir Cennet daha var ki, o da Sidre takvimidir: Orada da bir gün, bin yıldır. Böylece bir saniyenin 18 yıla, bir saniyenin 18 dakikaya, bir saniyenin 14 saniyeye vb. eşit olduğu "Nedensellik/Causality" takvimleri vardır ama DÜNYA denen sürgün gezegeninde, bir gün=1 gündür. Yani ışıktan YAVAŞ olmanın bedeli olarak
|
Yok sidre takvimi, yok ikinci cennette bir gun bin yilmisda, yok 18. suredeki Tanri dostu Hizir'misda...Salla sallayabildigin kadar. Atis serbest..
Hans kader konusunda klasik kader-kaza-cuzi irade uclemesini kullanmis ki bu yeni degil ve ozgur irade paradoksuna cevap getiremiyor.
Hans Turkceyi cok iyi kullanir. Yaldizli cümleler kurmakta ustune yoktur. Bu sayede bir cok safi kendine inandirir.
Selam
[Updated on: Tue, 05 April 2005 22:43] "Karanlığa söyleneceğine kalk bir mum yak"
|
|
| |
| Kaderim bu böyle mi yazılmış, yoksa böyle mi yazmış ve yazıyorum! [message #21807 is a reply to message #21601 ] |
Wed, 06 April 2005 02:02   |
|
Bir insanın gönlünden bir düşünce geçiyor. Bu insan bu düşüncesini henüz içerisinde iken iyilikle sonuçlandırıyor. Fakat bu iyi düşünüşün iyi olan sonucunu diğer insanlara aktarırken karşısında bulunan insanların durumuna bağlı olarak bunun bu iyiye yönelik yaklaşımı daha önceden biriktirmiş olduğu kötü düşünüşleri ile ilintili o anki konumlarından olsa gerek bu iyi düşünüşe layık olmayıp, bu iyiliği alacak durumda olmamaları dolayısıyla bu iyi düşünüş karşıdakinin durumu gereği olayların iç yüzünü bilen ilahi irade gereği ilk durumdan çıkıyor ve kötü olarak ortaya çıkıyor ve neticeleniyor. Yani burada iyilikle sonuçlandırılmış bir düşünüş karşıdakinin durumuna bağlı olarak kötü olarak sonuçlanıyor.
Diğer bir insanda gönlünden başka bir düşünüş geçiriyor ve bu düşünüşünü de kötü olarak sonuçlandırıyor. Fakat sıra bu kötü olarak sonuçlandırmış olduğu düşünüşünü diğer insanlara yansıtmaya gelince karşısındaki insanın iyi düşünmesi sebebiyle kötü olarak sonuçlanan bu düşünüş karşıdaki insanların iyi düşünceleri sebebiyle ilahi irade gereği ortama kötülük olarak yansıyor ve bu kötü olarak sonuçlandırılan kötü düşünce sahibinin kötü düşüncesinin sonucu karşısındaki iyi düşünüş sahibi insana iyilik olarak yansıyor.
Bunun gibi insan hayatında sürekli devamedegiden bir çok düşünüşlerin sonuçlarının birikimi de olayların değerleri ile orantılı olarak her bir olay için ayrı ayrı yerlerine oturtulduğunda mevcut durumu anlamak için bir açılım sağlayabiliyor.
Burada olay henüz dünya hayatına gelmezden önce ki sonuçlandırılmalara ve birikimlerin neticesine bağlı olarak değer buluyor ve layık olan layığına her bir kötü yada iyi düşünüşü ile bir sonraki durum için kullanılmak üzere yerini alıyor ve görebildiğimiz ortamı bize yaşatıyor.
|
|
|
| Ynt: Kaderim bu böyle mi yazılmış, yoksa böyle mi yazmış ve yazıyorum! [message #21815 is a reply to message #21807 ] |
Wed, 06 April 2005 06:44   |
|
| Randevu kullanıcısı, Çrş, 06 Nisan 2005 12:02 tarihinde yazmıştı: |
... Fakat bu iyi düşünüşün iyi olan sonucunu diğer insanlara aktarırken karşısında bulunan insanların durumuna bağlı olarak bunun bu iyiye yönelik yaklaşımı daha önceden biriktirmiş olduğu kötü düşünüşleri ile ilintili o anki konumlarından olsa gerek bu iyi düşünüşe layık olmayıp, bu iyiliği alacak durumda olmamaları dolayısıyla bu iyi düşünüş karşıdakinin durumu gereği olayların iç yüzünü bilen ilahi irade gereği ilk durumdan çıkıyor ve kötü olarak ortaya çıkıyor ve neticeleniyor....
|
Merhaba;
Daha ilkokulda iken bizim öğretmenimiz bize bir insan eğer uzun cümle kuruyorsa iletişim kurmakta zorlanır derdi. Arkadaşım bu cümlenin uzunluğu ne böyle. Hiçbirşey anlamadım bu cümleden. İyi bir yazar düşüncesini en iyi çevresine anlatabilendir. İyi olan Konu nekadar zor olursa olsun konuyu, basitleştirip halka anlatmaktır. Kısa ve net = Yazdığından hiçbir şey anlamadım.
Sevgilerimle
Aydın Kayaz
|
|
|
| Re: Ynt: Kaderim bu böyle mi yazılmış, yoksa böyle mi yazmış ve yazıyorum! [message #21819 is a reply to message #21815 ] |
Wed, 06 April 2005 08:08   |
|
Aydın,
Anlatmak istediğim şu;
Bir insanın diğer bir insanın iyiliğini isteyerek ürettiği ve uygulamaya koyduğu düşünüşünün, uygulama alanına bu iyi düşünüş sahibinin isteğine göre değil de, karşıdaki insanın bu iyiliğe layık olup olmaması ile ilgili sonuçlandığı ve bunun tam tersinin de buna orantılı olarak sonuçlanmakta olduğudur.
|
|
|
| Ynt: Re: Ynt: Kaderim bu böyle mi yazılmış, yoksa böyle mi yazmış ve yazıyorum! [message #21820 is a reply to message #21819 ] |
Wed, 06 April 2005 08:20   |
|
Merhaba;
Yani kısaca "Ne ekersen onu biçersin" tümcesi ile özetlenebilecek bir durum bu; ve ben bu görüşe katılıyorum. Hatta benim kendime ait bir sözüm var <Hayata vereceklerin ne kadarsa alacakların o oranda olacaktır ne bir fazla ne bir eksik> Aslında bu bir bakıma Allah'ın adalet sıfatının bir tecellisi olsa gerek. Yani Allah insanlar arasında verme konusunda ayrım yapmıyor. Tamamen inançsız biri bile eğer çalışırsa bu hayatta istediklerine ulaşabiliyor. Hatta gerekli sosyal yardımları yaparsa toplum onu günde 5 vakit namaz kılan muvahhid bir adamdan daha çok sevip saygı gösterebiliyor. Kuşkusuz Allah bu kişi ile hesaplaşacaktır ama sonucu bilmemiz mümkün değil.
Sağlıcakla Kal.
Sevgilerimle
Aydın Kayaz
|
|
|
| Re: Ynt: Re: KADER VE ÖZGÜR İRADE ÜZERİNE BİR DÜŞÜNCE [message #21843 is a reply to message #21624 ] |
Thu, 07 April 2005 02:55   |
 |
Emre_1974tr Messages: 1472 Registered: June 2004 |
Dependent |
|
|
DÜNYA VE AHİRET BÜTÜNLÜĞÜNÜ VURGULAYAN AYET ÖRNEKLERİ VERMEYE DEVAM EDELİM:
Tevbe Suresi 74. Ayet: Allah'a, söylemediklerine dair yemin ediyorlar. Andolsun ki, o küfür sözünü söylediler, müslüman olduktan sonra yine kafirlik ettiler ve başaramadıkları cinayeti kurdular. Oysa öç almaya kalkmaları için kendilerini Allah'ın peygamberiyle, ilahı lütfundan zenginleştirmiş olmasından başka bir sebep de yoktu. Eğer tevbe ederlerse haklarında hayırlı olur, şayet yan çizerlerse Allah onları dünyada ve ahirette acı bir azaba uğratır; onların yeryüzünde ne bir kayırıcısı ne de bir yardımcısı bulunur.
Hasr Suresi 3. Ayet: Allah onlara sürgünü yazmamış olsaydı, mutlaka dünyada kendilerine azap edecekti. Ahirette ise onlara ateş azabı vardır.
Araf Suresi 152. Ayet: Şüphesiz o danayı tanrı edinenlere Rablerinden bir gazap ve dünya hayatında da bir zillet erişecektir. İşte iftira edenleri böyle cezalandırırız.
Fussilet Suresi 16. Ayet: Biz de kendilerine dünya hayatında zillet azabını tattırmak için uğursuz günlerde üzerlerine sarsar rüzgarı (dondurucu veya çok gürültülü bir kasırga) gönderdik. Elbette ki, ahiret azabı daha zahmetlidir; hem de onlar kurtarılamayacaklardır.
Zümer Suresi 26. Ayet: Geliverdi de Allah onlara dünya hayatında zilleti tattırdı. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi.
Günahkarlar bu dünyada azabı ve sıkıntıyı tatmaya başlayarak cezalandırılmaya başlıyorlar.Aynı zamanda bu dünyadaki sıkıntılar bir uyarıcı görevi de görüyor:
Secde Suresi 21. Ayet: Şu da bir gerçek ki, onlara en büyük azaptan önce o yakın azaptan (dünya azabından) da tattıracağız, belki dönerler.
Başımıza gelen her kötülük ve sıkıntınin sorumlusu biziz.Allah bize iyilikleri sınırsızca göndermekte.Kötülük ve sıkıntıları ise yalnızca ama yalnızca hakettiğimiz zaman gönderir.Allah hiçbir zaman kullarına zulmetmez,insanlar kendi kendilerine zulmederler sadece:
-İyilik ve güzellikten sana her ne ererse Allah'tandır. Kötülük ve çirkinlikten sana ulaşan şeyse kendi nefsindendir. Biz seni insanlara bir resul olarak gönderdik. Tanık olarak Allah yeter.(Nisa Suresi 79. ayet)
Rum Suresi 36. Ayet: Bir de Biz insanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona güveniyorlar; ellerinin yaptığı birşey sebebiyle başlarına bir kötülük gelince de (hemen) her ümidi kesiveriyorlar.
Rum Suresi 41. Ayet: İnsanların kendi ellerinin kazandığı şeyler yüzünden karada ve denizde fesat meydana geldi (ki Allah) yaptıklarının bazısını kendilerine tattırsın ki vazgeçsinler.
Sura Suresi 30. Ayet: Başınıza ne musibet geldiyse kendi ellerinizle kazandıklarınız yüzündendir. Oysa bir çoğunu da bağışlıyor.
****
Doğru yolda olanlar yine daha bu dünyada mükafatlandırılmaya ve güzelliklerle imtihan edilmeye başlıyorlar:
Ankebut Suresi 27. Ayet: Biz ona İshak ile Yakub'u da ihsan ettik, peygamberliği ve kitabı onun zürriyetinde kıldık, kendisine dünyada mükafatını verdik. Şüphesiz o, ahirette de iyilerdendir.
Mumin Suresi 51. Ayet: Elbette Biz peygamberlerimize ve iman edenlere hem dünya hayatında, hem de şahitlerin dikileceği günde yardım edeceğiz.
Zümer Suresi 10. Ayet: Tarafımdan söyle: "Ey iman eden kullarım, Rabbinize takva ile sığının. Bu dünyada güzellik yapanlara bir güzellik vardır. Allah'ın toprağı geniştir. Ancak sabredenler mükafatlarına hesapsız erdirilir."
Nahl Suresi 122. Ayet: Ve Biz ona dünyada bir iyilik verdik. Şüphesiz ki o, ahirette de mutlaka iyiler arasında olacaktır.
Nahl Suresi 41. Ayet: Zulme uğradıktan sonra Allah uğrunda hicret edenlere gelince, kesinlikle onları dünyada güzelce yerleştireceğiz; ahiret mükafatı ise daha büyüktür, eğer bilseler.
İbrahim Suresi 27. Ayet: Allah iman edenleri hem dünyada, hem de ahirette değişmeyen sözle sağlamlaştırır. Haksızlık edenleri ise şaşırtır ve Allah, ne isterse onu yapar.
Yunus Suresi 64. Ayet: Onlara dünya hayatında da ahirette de müjde vardır. Allah'ın sözlerinde değişme yoktur; İşte bu büyük kurtuluş!
Bakara Suresi 265. Ayet: Allah'ın hoşnutluğunu aramak ve kendilerini veya bir kısmını Allah yolunda pay sahibi kılmak için mallarını harcayanların durumu ise bir tepenin üstünde bulunan, üzerine kuvvetli bir sağnağın yağıp meyvelerini iki kat artırdığı bir bahçenin durumuna benzer. Bir sağnak yağmazsa, ona mutlaka bir çisinti düşer. Allah, yaptıklarınızı gözetliyor.
****
Selam ve sevgiler.
|
|
|
| Re: Kaderim Kederim Oldu. [message #21908 is a reply to message #21795 ] |
Fri, 08 April 2005 20:55   |
|
Hanif, Aiberg'in kader hakkinda yazdiklarini merak ediyorum. O adamın şimdiye kadar pek mantıklı veya tutarlı orijinal bir yazısına rastlmadım doğrusu.
Selam,
Edip
Edip Yuksel; J.D.
www.yuksel.org
www.19.org
www.islamicreform.org
19@19.org
|
|
|
| özgür irade mümkün mü? [message #21914 is a reply to message #21908 ] |
Sat, 09 April 2005 03:10  |
|
bu konu hakkında yazıp yazmamakta aslında çok tereddüt ettim. Çünkü hiçbir beşerin sınırlı aklı ile bu konuya tam bir açıklık getirmesi bana pekte mümkün görünmüyor.
Kafaları karıştırmaktan çekinmeme rağmen ,hiç bir zihnin önce karışmadan doğruya ulaşamayacağına inandığımdan, yazılanları okuduktan sonra aklıma takılan soruları sizlerle paylaşmak istedim.
Kötülük ve iyilikte belki subjektif kavramlar .Yani aslında yeryüzünde kimse tam kötü yada iyi değil.Dünyada tam siyah ve beyaz diye bir şeyde yok .Grinin sonsuz tonları mevcut.
Kısaca eğer kötü karakter özeliklerine sahipsek, mesela cimri, bencil, kibirli, çıkarcı ve sahtekar isek böyle olmaktan biz mi sorumluyuz yoksa Allah mı bizi böyle yaratmıştır?Yoksa karakterimizi belirleyen çevre ve aile gibi dış etkenler midir? öyle ise içinde büyüdüğümüz ailemiz ve çevremiz bizim kişisel tercihimize bağlı olamayacağına göre nasıl yaptıklarımızdan sorumlu oluruz?
Yani özgür irade mevcut olsa dahi yaradılış özeliklerimizi belirliyemediğimize göre nasıl yaptıklarımızdan sorumlu oluruz?
Bu konuda düşüncelerinizi paylaşırsanız çok memnun olurum.
sevgi ve selamlar
furkan.
|
|
|
Goto Forum:
Current Time: Sat Jul 5 02:37:49 MST 2008
|