Downloads | Articles | Quran -=] IslamicReform.org | 19.org [=- Kuran | Makaleler | Dosyalar

Today's Messages (OFF)  | Unanswered Messages (ON)

Forum: Genel Tartışmalar
 Topic: İslami Reform için Manifesto kitabının
İslami Reform için Manifesto kitabının [message #48454] Sat, 06 September 2008 08:57
  Edip Yuksel  is currently offline Edip Yuksel
Messages: 3185
Registered: June 2002
Location: Arizona
Independent

... kapağı çıktı. Sanırım kitap yakında kitapçılarda olur.

Takanlar ve Takılanlar kitabının kapağına göre çok güzel bir kapak. Maalesef, T ve T kapağı, çirkinler kralı Mor Mektuplar'ın kapağının düzeyine inmese de birçok estetik ve iletişim yasasını çiğneyerek "çirkin kapaklar" yarışmasına aday kapaklardan biri olduydu.

Selam,
Edip

  • Attachment: Manifesto.jpg
    (Size: 1.60MB, Downloaded 15 time(s))


Edip Yuksel; J.D.
www.yuksel.org
www.19.org
www.islamicreform.org
19@19.org
 Topic: Kasım Ayının ilk Haftası İngiltere ve Türkiye konferansları
icon14.gif  Kasım Ayının ilk Haftası İngiltere ve Türkiye konferansları [message #48448] Sat, 06 September 2008 00:24
  Edip Yuksel  is currently offline Edip Yuksel
Messages: 3185
Registered: June 2002
Location: Arizona
Independent

Kasım ayının ilk haftası Oxford Üniversitesi başta olmak üzere İngiltere'de üç konferans verdikten sonra İstanbul'daki Tüyap fuarında bir konferans, bir kitaçıda imza günü, ve bir televizyon kanalında söyleşi gibi birkaç aktivite için Türkiye'yi ziyaret edeceğim inşallah.

İstanbul dışında İzmir ve Ankara'ya da uğramak isterim, ama zamanımın kısıtlı oluşu bunu gerçekleştirmemi engelleyebilir. İnşallah program belli olunca bazı detayları buraya asacağım.

Bu ziyaretim sırasında sizlerle yüzyüze görüşmek ve tanışmak isterim.

Selam,
Edip

[Updated on: Sat, 06 September 2008 00:26]


Edip Yuksel; J.D.
www.yuksel.org
www.19.org
www.islamicreform.org
19@19.org
 Topic: Muhammed Peygamber Yaşamış mıdır?
Muhammed Peygamber Yaşamış mıdır? [message #48095] Mon, 28 July 2008 09:31
  Haci  is currently offline Haci
Messages: 85
Registered: August 2003
Reader
Bu başlığı ilk defa Ateistforum'da açmıştım..
Bir de burada deneyim.. Bakalım bu konuda ne düşünüyorsunuz? İlk iletiyi değiştirmeden tekrar yayınlıyorum.

Musa ve İsa'nın ve diğer peygamberlerin yaşamadıklarına inanıyoruz.
Aynı şeyi Muhammed için de iddia edebilir miyiz?
Belki Muhammed de yaşamamıştır. Öyle birisi yoktur!

Peki Muhammed yaşamadıysa, İslam'ı başlatan kimdir?

Doğum yılı kesin olarak bilinmiyor belki ama, öldüğü yıl kesin.. Geride bıraktığı mirasını biliyoruz. Yazdığı Kur'an her yıl onbinlerce baskı yapıyor ve milyarları büyülemeye devam ediyor.

Geride bıraktığı dini, barabarlığını, zulmünü, karılarını, aşklarını, eskapelerini, develerini, saltanatını ve halifeliği nasıl inkar edebiliriz? Çocuk yaşında evlendiği Ayşeyi, Hafsanın odasında cinsel ilişki kurduğu Marya'yı, gözünü horoz gagaladığı için ölen oğlu Kasım'ı, Marya'dan doğan İbrahim'in ölümünü, katlettiği Yahudileri, Arap şairlerini ve zenginlerini, ölüme gönderdiği ilk Müslüman'ları nasıl unutabiliriz?

Muhammed yaşamadı ise onun yerine kim yaşadı? Musa ve İsa yaşamadı derken bile onların yerine birilerinin yaşamış olduklarını farzediyoruz. Muhammed yaşamadı ise, onun yerine başka bir Muhammed mutlaka yaşamıştır demek zorunda değil miyiz?

Kimdir o yaşamamış Muhammed'in yerine yaşayan Muhammed?

Muhammed gerçekten yaşamış mıdır?

Yoksa Muhammed binbir gece masallarından esinlenilerek yaratılan koca bir efsane midir?

Bu iletiyi şaşkınlıkla okuduğunuza eminim.. Garanti bak demedim mi bir gün Hacı kafayı üşütecek deyip duruyordum dediğinizi duyar gibiyim..

Ama ben iddia ediyorum ki sizin bizim bildiğimiz Muhammed yaşamamıştır..

İsa ve Musa denen peygamberler nasıl yaşamadı ve onların yerine nasıl iki meczup yaşadı ise, yüceltilen, göklere çıkartılan, el üstünde tutulan, toz kondurulmayan ve hakkında yüzlerce biyografi yazılan Muhammed de yaşamamış olabilir mi?

Hemen her zaman kahramanların, şehit ve gazilerin, bazan seri katillerin, ilginç başarıları olan tarihsel kişiliklerin, iyi kötü her ünlünün yaşamı abartılır ve efsaneleştirilir. Bunun bir istisnası olduğunu sanmıyorum.

Musa ve İsa'nın yaşamları da efsaneleştirilmiştir. Onların yaşayıp yaşamadığı bilinmemektedir. Daha doğrusu onları simgeleyen birileri muhtemelen yaşamıştır. Ama yaşayanın gerçek kimliğini, karakterini, yaşama verdiği anlamı, ahlakını, din ve inançlarını, hırs ve ihtiraslarını, arzu ve isteklerini, tutkularını bilmeye, hatta doğru olarak bile tahmin etmeye olanak yoktur.

Bütün bunlar o tarihsel figürün geride bıraktığı eserlerine, yani soyut ve somut mirasına bakarak tahmin edilir ve arkasından yazılanlar onun biyografisinin bir parçasını oluşturur. Tarihin karanlık sayfalarına gömülen kahramanların hemen hiç birisi ölerek yok olmaz.

Duymuşsunuzdur. Kör ölür, badem gözlü olur derler. Onlar ölür ve vücutları yok olur ama, efsnevi yaşamları ondan sonra başlar ve haklarında ortaya atılan abartılar çığ gibi büyüyerek günümüze kadar ulaşır. Geçmişte yaşayanın gerçek kimliği ve karakteri açıklık kazanacağına, kalın bir sis bulutunun arkasında kaybolur gider. Ama söylentiler durmaz. Onun karakteri hakkında yeni efsaneler ortaya atılır. Ölen kahramanın yok olarak kaybolmasına izin verilmez ve ardından onu simgeleyen çok sayıda efsanevi kahramanlar yararatılır. Çünkü o kendisinden sonra gelen nesillerin malı olmuştur artık. Nasıl yaşadığına onlar karar vereceklerdir.

Muhammed denen bir peygamberin ve ilk dört halifenin efsanevi kişilikler olduğu ve haklarında yazıldığı gibi bir yaşamları olmadığı tezi yeni değildir. İlk defa 1930 yılında Morozov tarafından Christ adlı kitabında ortaya atılmıştır. Morozov'un etkisi altında kalan Klimovich de Did Muhammed Exist? başlıklı bir makale yazmıştır.

Aslında bu yazarların sorguladıkları Muhammed'in yaşayıp yaşamadığı değildir. Onun çok iyi bilindiği sanılan gerçek kimliğinin efsaneden başka bir şey olmadığıdır. Ben bu görüşe katılıyorum. Ve nedenlerini gelecek yazımda açıklamaya çalışacağım...

Şimdilik size bu okuduklarınızı hazmetmeniz ve sinirlerinizi deşarj ederek rahatlamanız için zaman veriyorum.

Selamlar..

HACI
 Topic: DİNLER YAŞAMA ANLAM VEREBİLİRLER Mİ?
DİNLER YAŞAMA ANLAM VEREBİLİRLER Mİ? [message #48089] Mon, 28 July 2008 07:56
  Haci  is currently offline Haci
Messages: 85
Registered: August 2003
Reader
Neden varım sorusu insan beyninin yaşama anlam verme çabasının bir ürünüdür. Bu soruya yanıt arayan kişi aslında kendi yaşamını örnek alarak hayata anlam vermeye (yaşamı anlamlandırmaya) çalışmaktadır.

Ölümün kaçınılmaz olduğu yaşamda alınan her nefes, ölüme karşı kazanılan bir zaferdir. İnsanların kazanacğı diğer başarılar gibi bu zafer de kutlanmalı, mükafatlandırılmalı ve daha da önemlisi, anlamlandırılmalıdır.

İnsanlar ve diğer canlılar ölseler de, dünyada yaşam ara vermeksizin daha milyarlarca yıl sürecektir. Peki.. Bu inanılmayacak kadar karmaşık ve gizemli süreçler dizisi olan yaşam için bir anlamdan bahsedilebilir mi?

Bir bakterinin yaşamının anlamı ne olabilir? Bir ağacın, bir kurbağanın, bir yılanın yaşamlarının ne anlamı vardır? İnsan yaşamının anlamı nedir?

Tanrı’nın emirlerini insanlara ileten, onların yaşamına kendine göre bir düzen getiren dinlerin görevlerinden biri, insan yaşamına anlam vermeye çalışmaktır.

İnsanların dine olan bağlılığı, dinler tarafından mükafatlandırılır ve yaşamları onlar tarafından anlamlandırılır. İnsanlığın ruhsallığını sömüren dinler, onlara ölümsüzlük vadeder ama, karşılığında sadakat bekler. İç dünyasının zenginleştiğine inanan kişi için yaşam, sonu yok olmak ile bitmeyeceği için, yeni bir anlam kazanır. Dinler yalnız insan hayatı ile ilgilendiklerinden ve ona bile son derece dar bir açıdan baktıklarından, insan yaşamının anlamı genel bir kavram olarak diğer canlılarla birlikte incelenmez.

İnsan yaşamını diğer canlılardan soyutlayarak inceleyen bu inanış şekli ise, onu yeterince anlamlandıracak kavramlardan yoksundur…

Yukardaki sorulara tekrar dönelim. Bakteriler, ağaçlar, kurbağalar ve yılanların yaşamının ne gibi bir anlamı olabilir?

Doğal olarak, bakteriler, ağaçlar, kurbağalar ve yılanlar için yaşamın bir anlamı yoktur. Onlarda yaşam bilinci gelişmemiştir. Buna rağmen bakteriler, ağaçlar, kurbağalar ve yılanlar ve diğer bütün canlılar arasındaki ilişkiler dikkate alınırsa, yaşamın bir anlam kazandığı görülecektir.

Aynı şekilde insan yaşamının tek başına bir anlamı yoktur. İnsan yaşamının anlam kazanabilmesi için bir eko sistemi içinde, diğer canlılarla birlikte incelenmesi gerekmektedir.

İnsan yaşamını diğer canlıların yaşamından soyutlayan, canlılar arasındaki grift ilişkilerin varlığından haberdar olmayan bir inançlar silsilesi olan dinler, yaşamın gerçek anlamını takdir etmekten aciz sosyal kurumlardır. İnsan yaşamına anlam verdiğini ileri süren dinler aslında her konuda olduğu gibi, bu konuda da gerçeklerden uzaklaşmaktadırlar. Biyolojik eko sisteminin farkında olmayan ve yaşama son derece dar bir açıdan bakarak canlıların birbirleri ile olan kompleks ilişkilerini ihmal eden dinlerin insan yaşamına vereceği anlam, daha çok ümit sömürüsü olarak kabul edebileceğimiz yalan ve yanlışların toplamından ibaret kavramlar dizisi olmaktan öteye gidemeyeceklerdir.

Doğa için yaşamın tek bir anlamı varsa o da canlıların ölümcüllüğü, yaşamın ise ölümsüzlüğüdür. Canlılar ölecek, ancak yaşam ne pahasına olursa olsun, sürecektir.


Canlılar arasındaki kompleks ilişkileri göz önüne almayan dinlere göre ise yaşam ölümcül, insan yaşamı ise ölümsüzdür. İnsan için yaşam bitecek(ölünecek) ama ölüm sonu kazanılan yeni yaşam ölümsüz olarak ebediyete kadar sürecektir. Dinlerin yaşama verdiği anlam doğanın verdiği anlamın tam tersidir.

Ölerek dinlerden kurtulmaya olanak yoktur. Allah bizlere ebediyen eziyet çekmekle tehdit eden dinlere inanmaktan ve kendisinin emirlerini harfiyen yerine getirmekten başka bir seçenek vermemiştir. Bütün kabahatimiz dindar bir anne babaya doğumuş olmamızdır.

Yaşamın bilinen hiç bir anlamı yoktur. Yaşam amaçsız ve kasdi olmayan bir süreçler dizisidir. Bu tür süreçlerde anlam aranmamalıdır. Ayın, yıldızların ve güneşin anlamı ne ise, yaşamın anlamı da o dur. Doğada yaşam, bir amaca hizmet etmek üzere ortaya çıkmamış, kasden yaratılmamıştır. Yaşamı kimse bilerek, düşünerek ve planlayarak başlatmamıştır. Allah yoktur. Bu nedenden dolayı, kendi içindeki ilişkiler dışında-ki bu ilişkiler bir amaca hizmet etmektir- yaşamın bir anlamı olduğu söylenemez.

Evet.. Acı bir gerçektir ama.. Kabul etmek gerekir ki yaşam anlamsızdır.

Yaşamın bir anlamı olmaması onun değerini azaltmakta mıdır? Asla.. Tam tersine, onun değerini artırmaktadır. Çünkü ona kendimiz bir anlam verebiliriz. Ve o anlam her birimiz için farklı olabilir.

Atalarımızın izini 550 milyon yıl önce yaşayan pikaia denen balığımsı bir hayvana kadar sürebiliriz. İlk omurgalılar pikaia ile başlamışlardır. Son birkaç yüzbin yılı homo sapiens olarak deneyimlemekteyiz. Her canlı gibi bir gün ölecek, toprağa karışacak, yokluk ve bilinmezliğin koyu karanlığında kaybolup gideceğiz. Geride bizi hatırlayan birkaç ölümcül insan kalacak.. Bir süre sonra onlar da yok olacak ve bizim anı olarak bile izimiz kalmayacak…

Bütün yapacağımız doğum ve ölüm arasında deneyimleyeceğimiz kısa yaşamımızı değerlendirmeye, kendimize ve insanlığa yararlı olarak ona bir anlam vermeye çalışmaktır. Ancak o zaman sefil yaşamımız diğer insanların gözünde bir değer ve anlam kazanacaktır.

Yaşama, tüm insansal yetilerimizi kullanıp, hür, kaygısız ve korkusuzca yaşayarak vereceğimiz anlam, bir dogmaya bütün ömmrünü adayarak kazanılacak anlamdan çok daha gerçek, çok daha zengindir. O anlam ancak ateizmle kazanılır..

HACI

 Topic: DİNLER VE FANTAZİLER.....
DİNLER VE FANTAZİLER..... [message #47993] Thu, 24 July 2008 16:10
  Haci  is currently offline Haci
Messages: 85
Registered: August 2003
Reader
Las Vegas'ı ziyaret ettiniz mi hiç?

Bu ünlü Amerikan şehrini şahsen ziyaret etmemiş olsanız bile, filmlerde mutlaka Las Vegas'ın muhteşem gece manzaraları ile karşılaşmışsınızdır. Las Vegas'da bütün bina, otel, gazino ve kumarhaneleri inanılmayacak kadar zengin ve aydınlık bir dekor süsler. Hiç durmaksızın yanıp sönen renkli neon ışıklar, sizi bir rüya alemine sürükler. Gerçekle düş arasındaki sınır önce bulanır, sonra kaybolur. Bir süre sonra vücudunuzun dışına çıktğınızı hisseder ve uzaktan kendinizi ışıl ışıl parlayan slot makineleri, crab ve rulet masaları arasından geçerek, arka plandaki sahneye doğru ilerleyen bir hayalet olarak görmeye başlarsınız. Manevi varlığınız, maddi varlığınızdan kopar ve kendinizi daha önce hiç deneyimlemediğiniz yepyeni bir fantazi aleminde yüzüyor bulursunuz.

Sahnede dar, ince ve tahrik edici bikini altlı, rengârenk ve görkemli tüylü taçlı, ince uzun boylu, dekolte bikini üstünün saklamakta güçlük çektiği iri göğüslü, uzun ve mütenasip bacaklı, göz kamaştırıcı genç kız ve kadınların büyük bir coşku ile çalmakta olan orkestraya eşlik ederek dans etmekte olduklarına şahitlik eder, algıladığınız bu hoş duyguların hemen bitmemesini istersiniz. Las Vegas'ı her ziyaret ettiğinizde bu "out of body" deneyimini yaşamanız mümkündür. Las Vegas size, yalnız kumar oynayacağınız, kadın kiralayabileceğiniz ve istediğiniz kadar eğlenebileceğiniz bir ortam yaratmakla kalmaz, bütün bunları ve fazlasını, bir rüya aleminde yaşamanızı sağlar. Geçici bir süre için bile olsa, düşle gerçek arasında mevcut, çoğumuz için zaten dar ve müphem olan sınırı aşar, fantazi alemi içinde mest olur, gidersiniz.

Amaç da budur zaten... Sizlerin bu yapay fantazi aleminden nasibinizi mümkün olduğu kadar çok almanızı sağlamaktır.... Kumarhanelerde kaybeceğiniz paraların bir kısmının karşılığıdır, bu fantazi alemi. İnanın kaybettiğinize değer. Her fırsatta tekrar tekrar gidersiniz, Las Vegas'a.. Kaybettiğiniz paralar önemli değildir. Önemli olan aldığınız hazdır. Las Vegas kumarhaneleri sizleri fantazi aleminde yaşatarak paranızı alır ve yinede zevklerinize hitabederek, gönlünüze yerleşir.

İslam kültür ve geleneklerini yakından izleyenler bu eğlence yerlerini, Bati uygarlığının çökme belirtileri olarak görürler. İnce ve zarif vücutlu, bikinili ve üstsüz genç kız ve kadınlarin sere serpe güneşlendiği ve oynaştığı plajlar ve yüzme havuzları da aynı zevalin habercisidirler......

Dinlerin de kendilerine göre fantazi alemleri vardır. Özellikle Islam'ın ve Hristiyanlığın... Semaya doğru büyük bir hışımla yükselen mühteşem çan kuleleleri ile, içi görkemli gotik motiflerle süslü bir Katolik katedralini ziyaret ettiniz mi, hiç? Ya da İstanbul'da bir Türk camisini? Mavi camiyi, örneğin.... Türkuaz çinilerle süslü, duvarları, mihrabi, muhteşem geniş ve aydınlık ana kubbesi, yarım kubbeleri ve sayısız kubbecikleri, zarif bir şekilde dekore edilmiş mimberi ile....

Ya da Edirne'deki Selimiye'yi? Diğer bütün kubbeleri cüceleştiren muhteşem ana kubbesi, ona destek veren görkemli payandaları, göğe ince kalem gibi yükselen, zarif üç şerefeli minareleri ile... İçini ziyaret ettiniz mi hiç, Selimiye'nin? O inanılmayacak kadar geniş kubbenin altında hiç başınızı kaldırıp, Allah'ı algılamaya çalıştınız mı? Derin bir nefes aldınız mı hiç? Cemaatle birlikte bir Cuma namazı kıldınız mı? İmamın Allah-u ekber nidalarının, duvarları süsleyen ve bizlere Allah'ın emirlerini hatırlatan Kur'an'dan alınmış pasajlardan yansıyarak, bütün camiyi doldurduğuna ve o muhteşem kubbede yankılar yaparak, gökyüzüne taştığına şahitlik ettiniz mi? Hiç mihrabin önünde tam bir alçakgönüllülükle, Allah'ın önünde yere kapandınız mı?

Hacca gittiniz mi, hiç? Kabe etrafında huşu içinde dönmekte olan Müsluman kalabalığa katıldınız mı? Diğer Müslüman'larla birlikte hiç şeytan taşladınız mı?

Kaybettiğiniz sevdiklerinizin, ana, babanızın cenaze törenine katıldınız mı, hiç? Onların cenaze namazını kıldınız mı? Hocanın onlar hakkındaki dua ve temennilerini dinlediniz mi?

Dinlerin görevlerinden biri sizleri fantazi aleminde yaşatmaktır. Amaç, maneviyatınızı maddi varlığınızdan ayırmak, size "out of body" deneyimi yaşatmak ve ruhsallığınızı güçlendirmektir.

Ayrıca bu fantazi alemi, Müslüman olarak kaybettiğiniz bazı insansal değerler için de sizi mükafatlandırmayı amaçlar. Sizlere İslam'ın bir kölesi olduğunuz gerçeğini tadlandırarak, yumuşatarak, hatırlatır. Esaretin olumsuz taraflarını örtbas ederek, yok etmeye çalışır. Sizleri bir süre için bile olsa, bir rüya aleminde yaşatarak, maneviyatınızı tatmin etmenizi ve geliştirmenizi sağlar.

Çünkü Islam'ın maneviyatınıza sizden daha çok gereksinimi vardır. İslam için köle olmanın ne sakıncası olabilir? Önemli olan, İslam'dan aldığınız manevi tatmin ve hazdır. İslam sizleri bir fantazi aleminde yaşatarak, gönlünüze yerleşir ve bütün benliğinize sahip çikarak, size hükmeder.

Önemli olan gerçekler değildir.. Dinler gerçeklerle uğraşmazlar. Onların ötesindeki fantazilere önem verirler.

Dinler ve fantaziler, insanlıkla ilgili sırlar ve yalanların en önemlileridirler.

O sırlar ve yalanlar ki, insanlık kadar eskidirler.

Jenositler, toplu katliam ve intiharlar, cinayet ve suikastler ve gizli ilişkilerin kaçınılmaz mayasıdırlar.

Önemsiz ve masum gibi görünseler de, insanlığın en büyük düşmanıdırlar, onlar..

Sırlar ve yalanlar...

Dinler ve fantaziler......


HACI
 Topic: Beyyine sayımı..
Beyyine sayımı.. [message #47677] Tue, 08 July 2008 16:26
  Herakles  is currently offline Herakles
Messages: 810
Registered: December 2005
Location: tapınak
Dependent
98:1'deki ve 98:4 teki

البينة


sayımı neden?

20:133'teki beyyine بينة

sayımına dahil ediliyor?


Raşhad sayımında tüm raşada ların türevleri sayılıyorda neden beyyinelerde keyfi seçim yapılıyor..

Selamlar...

[Updated on: Tue, 08 July 2008 16:28]


BEN BENİM.
 Topic: Hangi nüshalar 19'a uyuyor ?
Hangi nüshalar 19'a uyuyor ? [message #47572] Fri, 27 June 2008 06:12
  antiateist  is currently offline antiateist
Messages: 61
Registered: April 2008
Location: ankara
Beginner
Elimde 3 tane nüsha var. Biri kuranmeali.com, diğeri al-islam.org diğer nüsha ise arkadaştan aldıgım ayetleri 19a uyumlu bir Kuran.

Fakat her ne kadar baktıysamda bu 3 nüshada da başlangıç harfleri 19a uymuyor.

Birinde Yasin suresi uymuyor. Birinde Yasin uyuyor fakat bu seferde 40,41,42,43,44,45,46 surelerindeki HaMim harfleri uymuyor.

Sitede, 19a uyan başlangıç harflerini içeren surelerin hangi nüshalardan alındığı yazmıyor yada ben göremedim henüz.

Hangi nüshaları alıyorsunuz bu konuda ? Bir link verebilirmisiniz.

[Updated on: Fri, 27 June 2008 06:14]


http://islamidusunce.googlepages.com/
 Topic: Forumda sorun...
Forumda sorun... [message #47528] Mon, 23 June 2008 09:41
  2f@n
Messages: 500
Registered: June 2002
Thinker

Selam,

Bir suredir (sanirim dunden beri) foruma erisim saglanamiyordu.

Siteye yataklik eden firmanin yaptigi bir degisiklik sonucu veritabanlarinda bir sorun olustu sanirim.

Su an duzeltmis durumdayiz, ama kullanimda bir sorun ile karsilasirsaniz foruma mesaj atar misiniz? Mesaj atmada sorun yasiyorsaniz tufank@gmail.com'a bir mektup da atabilirsiniz Wink


http://sfx-images.mozilla.org/affiliates/Buttons/firefox2/firefox-spread-btn-1.png
 Topic: Geleneksel Akıl ve Kuran Sempozyumu
Geleneksel Akıl ve Kuran Sempozyumu [message #47485] Sun, 08 June 2008 04:35
  Eren Erdem  is currently offline Eren Erdem
Messages: 10
Registered: January 2008
Beginner
30/30 O halde; yüzünü bir hanif olarak dine tut, Allah' ın insanları kendisi üzerine yarattığı fıtratına. Allah'ın yaratışında değişme yoktur, dosdoğru sabit din odur. Fakat insanların ekserisi bilmezler.

‘’AKIL ve KURAN’’ SEMPOZYUMU

‘’BÜYÜK BULUŞMA’’ YA




TARİH : 22-23-24 AĞUSTOS 2008-06-07

Yer : Antalya (Alanya veya diğer ilçelerde olabilir) (2 Gece – 3 Gün)

Gecelik fiyat netleşince ayriyeten bildirilecektir. Fakat aşağı-yukarı her şey dahil (yeme-içme-konaklama) gecelik 50~85 ytl arası olacaktır.

Konuşmacılar :

Hanif Dostlar(Alperen, Hanif Muslim, Dost1, kamer, Eren Erdem, Ali Aksoy ve diğer konuşmacılar… )

Hakkı Yılmaz


Önkayıt tarihleri :

7 Haziran 2008 – 10 Temmuz 2008

Önkayıt başvuruları :

e-posta : haniflerweb@gmail.com
Telefon : 05399655551



Gerekli Bilgiler :

Değerli Dostlar, ’’Büyük Buluşma’’ organizasyonu için, başvuracak katılımcıların belirtilen yerlere; AD – SOYAD ve İLETİŞİM bilgilerini vermeleri gerekmektedir. Bu bilgiler REZERVASYON amaçlıdır.

Konaklama ile ilgili detaylar yakın tarihte açıklanacaktır. Konaklama ücretinin makul oranlarda olması adına görüşmeler yapmaktayız.

Organizasyon, 3 gün 2 gece sürecek, Hanif Müslümanların Türkiye çapında bir araya geleceği ’’BÜYÜK BULUŞMA’’ dır.

Akıl ve Kuran bazında konuların ele alınacağı, Değerli konuşmacıların renk katacağı buluşma da, temel hedef Hanif Müslümanların bir araya gelmesi ve içsel bütünlüğü oluşturmasıdır.

Bu bağlamda tüm Hanif Müslümanları bekliyoruz.

DETAYLAR AÇIKLANACAKTIR…
www.hanifler.com – www.hanifdostlar.net – www.kuranyolunda.com
 Topic: Peki ya evlendikten sonra?
Peki ya evlendikten sonra? [message #47396] Mon, 26 May 2008 18:10
  Emre_1974tr  is currently offline Emre_1974tr
Messages: 1509
Registered: June 2004
Dependent
Bildiğiniz üzere Allah'a inanmayan birisiyle evlenmek haram.

Ama yine bilindiği üzere insanların düşünceleri, inançları değişebilir. Yani evlenmeden önce imanlı olan eşiniz evlendikten sonra inanmamaya başlayabilir.

Peki o zaman boşanmamız mı gerekiyor?

Eğer böyle birşey gerekseydi ayetlerde belirtilirdi. Ayrılınması gerektiğini söyleyen ayet bileniniz varsa getirsin.

Bence burada durum çok farklı. Herşeyden önce evlenilmiş, belki çocuk yapılmış, hatta belki de torunlar olmuş.

Ayrıca nasıl ki imanlı haldeyken inançsız hale geldiyse, yarın yine düşünce değiştirip tekrardan Allah'a inanabilir.

Burada boşanmak veya evliliğe devam etmek kararı insanlara bırakılmıştır.

Ayrıca bazı ayetler de böyle bir şart olmadığını gösteriyor diyebiliriz:

“Allah, inkâr edenlere, Nuh'un karısı ile Lût'un karısını misal verdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki sâlih kişinin nikâhları altında iken onlara hainlik ettiler. Kocaları Allah'tan gelen hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara: Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin!” denildi.” Tahrim/ 10

Burada peygamberlerin eşleri iman etmiyor ama bu sebepten dolayı yollarını ayırmıyorlar. Evlilikleri sürüyor.



Selam ve sevgiler.



[Updated on: Mon, 26 May 2008 18:33]

 Topic: Birkaç ilginç makale
Birkaç ilginç makale [message #47365] Sat, 24 May 2008 16:05
  Emre_1974tr  is currently offline Emre_1974tr
Messages: 1509
Registered: June 2004
Dependent
Şeytani Talmud Yasaları

http://www.netpano.com/makale/?makale=195

Yazarın konuyla ilgili kitabını da okudum.

Tevrat'ın da Kabbala öğretisi yani ruhçuluk doğrultusunda değiştirildiğini gösteriyor.


Bunun dışında, şu aşağıdaki zihin jimnastiklerine göz atmakta fayda var diye düşünüyorum:


http://www.netpano.com/makale/?makale=864

http://www.netpano.com/makale/?makale=773


http://www.netpano.com/makale/?makale=743


Bu arada yazarlar Kabbala'nın gerçek yüzünü farketmişler ama tasavvufun da aynı öğretinin bir versiyonu olduğunun pek farkında değiller.



Selamlar.







[Updated on: Sat, 24 May 2008 16:10]

 Topic: Kuran'dan başka 7 kitap
Kuran'dan başka 7 kitap [message #47258] Fri, 16 May 2008 09:09
  Yeniislam  is currently offline Yeniislam
Messages: 19
Registered: May 2008
Beginner
Yeni İslam Forumuna astığım Sayın Arif Aydoğmuş'a ait bir yazısını sizinlede paylaşmak istedim.


Kurandan Başka Yedi Kitap

3/81 Allah nebilerden şöyle misak almıştı: "Size kitap ve hikmet vereceğim. Daha sonra, beraberinizdekileri doğrulayan bir elçi (resul) geldiğinde ona inanacak ve onu destekleyeceksiniz. Bunu kabul ettiniz mi ve bu sözleşmeyi yerine getireceğinize söz verdiniz mi," demişti. Onlar "Kabul ettik," deyince, "Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahid olanlardanım," demişti.

6/89 İşte onlar, kendilerine kitap, hikmet ve nebilik verdiklerimizdir. Eğer şu halk, bunları inkar ederse, biz onları inkar etmeyecek bir toplumu yerlerine geçiririz.

Yukarıdaki ayetlerden anlaşıldığı üzere Nebiler'in hepsine “tek” bir kitap verilmiştir. Nebilere verilen bu kitap Kuran'da her zaman “hikmet” ile birlikte anılmaktadır ve bahsedilen kitap Kuran Zebur İncil Tevrat kitaplarından farklı bir kitaptır. Bahsedilen kitap alemlerin kitabı olup Allah katında olan ve korunan kitaptır. Nebiler aracılığı ile gönderilen Kuran, Tevrat, İncil, Zebur gibi kitaplar ise “o” ana kitabın açıklayıcısıdır.

15/1 Elif, Lam, Ra. Bunlar, kitabın ve apaçık olan Kur'an'ın ayetleridir.

13/1 Elif, Lâm, Mim, Râ. Bunlar Kitab'ın ayetleridir. Ve sana Rabbinden indirilen haktır. Ancak insanların çoğu iman etmezler.

10/37 Bu Kur'an, Allah'tan başkası tarafından yalan olarak uydurulmuş değildir. Ancak bu, önündekileri doğrulayan ve kitabı ayrıntılı olarak açıklayandır. Bunda hiç şüphe yoktur, alemlerin Rabbindendir.

10/94 Sana indirdiğimiz hakkında bir kuşkun varsa, kitabı senden önce okumuş olanlara sor. Sana Rabbinden gerçek gelmiş bulunuyor. Şüphecilerden olma.

Yukarıdaki ve benzer bir çok ayette bahsedilen kitap Kuran, Tevrat, İncil ve Zebur değildir. Özellikle başlngıç harflerinin olduğu surelerin hemen başında bahsedilen Kitabil Mubin ifadeleride kuvvetle muhtemel Kuran veya diğer kitapları değil konumuz olan “kitaptır” ve başlangıç harfleri dediğimiz ayetler ise “o kitabın” ayetleridir.

(Bkz. 19/16, 19/30, 22/70, 23/62, 6/38, 14/1, 17/4, 17/58, 17/71, 18/27, 18/49, 6/59, 9/36, 10/37, 11/6, 27/75, 27/40, 29/47, 29/48, 34/3, 35/11, 35/32)

Muhammed Peygamber'e çıkışan inkarcılara karşı Muhammed Peygamber'in söylediği söz dikkat çekicidir.

28/49 De ki "Eğer doğru sözlü iseniz, Allah katından, bu ikisinden daha doğru bir Kitap getirin de ona uyayım."

Geleneksel öğretiler ve düşünceler yukarıdaki ayette “bu ikisinden” sözü ile kastedilenin İncil ve Tevrat olduğunu söyler. Bu düşünceye ben pek katılmıyorum. Çünkü Peygamberin çıkışı muhataplarının elindeki kitaplardan daha doğru bir kitap istemesi değil kendi elindeki iki kitaptan daha doğru “TEK” bir kitap istemesi yönündedir. Yani Peygamber muhataplarının iddiaları doğru ise kendisine verilen “Kuran” ve “Kitap” dışında tek bir kitaba inanabileceğini söylüyor.

39/23 Allah en güzel sözü (hadis), benzeşik ve ikişer kitap halinde indirdi. Rab'lerini sayanların derileri ondan dolayı ürperir. Sonra derileri ve kalpleri ALLAH'ın mesajına karşı yumuşar. Bu, ALLAH'ın yol göstermesidir; dilediğini ve/veya dileyeni ona ulaştırır. ALLAH'ın saptırdığı bir kimseye rehber bulunmaz.

Yukarıdaki ayeti geleneksel öğretilerin dışında düşünmeyen/düşünemeyen çevirmenlerin çoğu “mesaniyy” ifadesini “ikizli”, “tekrar eden”, “birbirine benzeyen” gibi ifadelerle karşılamışlar. Fakat “mesaniyy” ifadesi diğer ayetlerden hatırlayacağımız gibi “ikişer” anlamındadır.

Benzer şekilde;

2/1 Elif, Lam, Mim,

2/2 İşte o Kitap; kendisinde hiç şüphe yoktur; müttakiler için yol göstericidir.

2/3 Onlar, gayba inanırlar salat ederler, kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarfederler.

2/4 Onlar, sana indirilen Kitap'a da, senden önce indirilenlere de inanırlar; ahirete de yalnız onlar kesinlikle inanırlar.

2/2 ayetinde bahsedilen “kitap” takva sahiplerine yol gösterici kitaptır. Ve aynı takva sahipleri Peygambere İndirilenede inanıyorlar.

83/18 Doğrusu, iyilerin kitabı İlliyyun'dadır.

83/19 İlliyyun nedir bilir misin?

83/20 Rakamlanmış bir kitaptır.

Ayetleride Kuran, Tevrat, İncil ve Zebur dışında bir kitaptan söz etmektedir. Kuran'daki sözcüklerin biribirileri ile yedeklendiğinide hatırlayarak Kuran, Zebur, İncil ve Tevrat'ın dışında bahsedilen İliyyun, Furkan, Zikr ve Hikmet kitaplarının bu kitapların benzeri kitaplar olabileceğini düşünebiliriz. Bu dört kitaptan Zikr ve Furkan diğer kitapların sıfatı olarakta kullanılmıştır. (Örneğin Kuran'ın Zikr, Tevrat'ın Furkan)

Fakat unutmayalım ki Kuran'ın ve diğer kitapların açıkladığı, elçilere özel olarak öğretilmiş başka kitaplardan da Kuran söz etmektedir.

Örneğin, İsa Peygamberin beşikte iken “Bana kitap verdi” demesi düşünülmesi gereken bir konudur. Zira İsa Peygamber beşikte konuşurken yanında İncil yoktu ve İncil zaman içerisinde indirildi.

Bu iddiayı doğrulayan başka ayetlerde var;

3/48 Ona Kitabı, Hikmeti, Tevrât'ı ve İncil'i öğretecek.

5/110 Allah, "Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve anana olan nimetimi an" demişti, "Seni Ruh-ul Kudüs ile desteklemiştim; beşikte ve yetişkin iken insanlarla konuşuyordun; sana Kitap'ı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. Sen iznimle, çamurdan kuş gibi bir şey yapmış ona üflemiştin de iznimle kuş olmuştu; anadan doğma koru, alacalıyı iznimle iyi etmiştin. Ölüleri iznimle diriltiyordun. İsrailoğullarına belgelerle geldiğinde, onlardan inkar edenler, 'Bu apaçık bir büyüdür' demişlerdi de Ben onların sana zarar vermelerini önlemiştim."

Kuran'ın kendisinden başka bahsettiği en az 7 kitap daha var ve bu kitapların neler olduğu ve içerdiklerini yine kendisi açıklıyor.

Hikmet, Kitap, Zikir, Furkan, İliyyun, Suhuf, Levha, Kuran, Tevrat, İncil ve Zebur sözcükleri ile Kuran taraması yapıp ayetleri incelediğinizde göreceğiniz tablonun bizim farkettiğimizden çok daha büyük olacağına inanıyorum.

Sevgiyle...
Arif Aydoğmuş
2008

Yeni İslam Forumundan alınmıştır.


Yeni İslam
http://www.yeniislam.biz
 Topic: Ehli Sünnetin Seks Takıntısı
Ehli Sünnetin Seks Takıntısı [message #47162] Thu, 08 May 2008 21:11
  Edip Yuksel  is currently offline Edip Yuksel
Messages: 3185
Registered: June 2002
Location: Arizona
Independent

Merhaba Mehmet:

Seni 9 Mayıs 2008 tarihli Hürriyet gazetesinde yayımlanan aşağıdaki yazın için tebrik ederim. Ben Edip Yüksel. Amerika'da yaşayan Türkiyeli bir yazarım, felsefeci ve hukukçuyum. Part time felsefe profesörlüğü ve yazarlık yapıyorum. Belki de benim Türkiye'deki gerici mihraklarla olan mücadelemi işitmişsindir. 1986 yılında Kuran'dan başka dini kaynakları eleştirip reddettiğim için, en çok satan genç bir yazar olduğum dönemde birden bire kahramanlıktan mürtedliğe tenzil olmuş, İslamcı medyada aleyhimde oluşturulan aforoz ve lanetleme kampanyası sonucu herşeyimi kaybetmiş ve hayatımı riske sokmuş ama özgürce düşünmekten ve sorgulamaktan vazgeçmemiş bir müslüman olarak nihayet 1989 yılında, vatanımdan yabancı bir ülkeye, USA'ya hicret etmek zorunda kaldım.

Gelelim aşağıya alıntıladığım makalenizde değindiğiniz konuya... Pedofilia maalesef Muhammed peygamberden 250-300 yıl sonra uydurulup derlenen hadis kitaplarında peygambere de yakıştırılır. Cinsi yönden sapık veya geri zekalı hadis riveyetçileri ve derleyicileri sapık eğilimlerine dini kılıf hazırlamak için güzel bir ahlak örneği olan Muhammed peygambere de maalesef bir sürü iftirada bulundular.

Bu rivayetlerin en ünlüleri onun 54 yaşındayken 9 veya 13 yaşındaki Aişe ile evlenmesi palavrası, diğeri ise onun 30 erkek gücünde olduğu ve bir gecede 9 kadınla cinsel ilişkiye girdiği iddiasıdır. Bir başka hadis Muhammed peygamberin tüm ashabına da hakaret eder: birkaç gün kadınsız kaldıkları için hac bitiminde kadınlarına koşan bir sahabe topluluğu manzarası anlatılır ve rivayetçinin şu sözleri ile bitirilir: "İhramdan çıkıp kadınlarımıza doğru koşarken hepimizin zekerlerinden meni damlıyordu." İşte bu da "herbiri kendileriyle yol bulunan göklerdeki yıldızlar" olarak abartılıp putlaştırılan sahabe manzarası!

Hadis-i şerif yani şerefli sözler diye bilinen kitaplar maalesef en şerefsiz sözler, en iğrenç hikayeler, en alçakça iftiralar içeren kitaplardır. Nitekim, Kuran ile bilim ve sanatta, toplumsal ve bireysel özgürlükler alanında birden bire dünyanın lideri haline gelen kabileler, hadis ve mezhep kitapları müslümanları tamamıyla Kurandan kopardığı 900-1000 yılından sonra her alanda gerileme başlar ve Kuran'ın yıktığı cahilliye anlayışı Gazzali ile 1100 yılında tekrar ihya olup zaferini ilan eder. İslam dünyasının geriliğinin temelinde işte bu hadis ve sünnet denilen bidatler, hurafler ve şeytani öğretiler yatar.

Hadis uydurmaları ve fetvalar yoluyla Muhammed peygamberin mesajını değiştirmede ustalaşan sahtekarlar ve din istismarcıları seks dahil her konuda Kuran ayetlerinin anlamını da çarpıtmayı ihmal etmemişlerdir. Hadis kitapları, her dinadamının bildiği gibi en saçma, en ilkel, en iğrenç ifadelerle bir yandan Muhammed peygamberi abartılı rivayetlerle putlaştıran hadisler diğer yandan da onu bir seks manyağı, bir işkenceci, okuma yazma bile bilmeyen bir cahil olarak betimleyen rivayetler içerirler.

Bu hadis kitapları maalesef evrensel ve rasyonel bir sistem olan islam dininin inanç ve pratiğine bir sürü ortaçağ Arap adetini, bir sürü israiliyatı, bir sürü olumsuz Yahudi ve Hristiyan adetini sokmuştur. Çocukları sünnet etmekten, taşlama cezasına, insanları zorla dine sokmaktan, Arapçılık propagandasına kadar, haremlik ve selamlık oluşturmaktan tesbihe kadar nice önemli ve önemsiz uygulama ve ibadetin kaynağı Kuran veya Muhammed peygamber olmadığını İlginç Sorular, Sakıncalı Yazılar, Müslüman Dinadamlarına 19 Soru, Kuran Meallerindeki Hatalar, Mesaj adlı kitaplarımda ve geçen yıl yayımladığım Manifesto for Islamic Reform adlı kitabımda güçlü deliller ve tartışmalarla sergiliyorum. (Manifesto'nun Türkçe'si, İslami Reform için Manifesto, şu anda Ozan Yayıncılık tarafından basılıyor).

Bu konuya ilgi duyuyorsan sana yeni yayımlanan Quran: A Reformist Translation kitabımdan konuyla ilgili bazı ayetleri ve üzerinde yaptığım tartışmaları gönderebilirim. Bu arada, başörtüsü konusunda yeni çıkan Takanlar ve Takılanlar adlı kitabımı görmek istersen lütfen bu mektubun kopyasını gönderdiğim Ozan Yayınlarından isteyiniz. Bu mektubu ayrıca genç bir yazar olan bir arkadaşımla paylaşıyorum: Kaan'ın ilk kitabı, Adem Baba Paraşütle mi İndi, Ozan Yayınları arasından çıkıyor... Hani size bir kopyasını göndersin diye...

Not: Websitelerim ve telefon numaram sayfanın altındadır. www.19.org sitesi TC mahkemelerini suistimal eden, mehdi taslağı tarikat şeyhi Adnan Oktar tarafından kapatılmış olup iki yıldır açılamamaktadır.

Barış ile,
Edip


Sapıklığa 'ulvi' örtü
Mehmet Yılmaz

VAKİT Gazetesi, yaşı küçük bir kız çocuğuna cinsel saldırıda bulunduğu için tutuklanan yazarı Hüseyin Üzmez'in bir fitne kurbanı olduğunu iddia ederken bazı ilahiyatçıların da görüşlerine başvurmuş.

Bunlardan biri Prof. Dr. Süleyman Uludağ!

Dün Hürriyet internet sitesinde bu şahsın yazdığı "Sûfi Gözüyle Kadın" isimli kitaptan aktarılan bazı bölümleri okudum.

Prof. Uludağ kitabında "bekáretini bozduğu 14 yaşındaki bir kızla ilk gece 60 kere cinsel ilişki kurabilen 80 yaşındaki bir şeyh"ten söz ediyor

Tesadüf olmalı her halde, Üzmez'in cinsel saldırısına maruz kalan kız çocuğunun da yaşı 14 idi.

Yine kitaptan öğreniyoruz ki Şeyh aslında gecede 100 kere yapabilirmiş ama kıza acımış!

Kitapta 120 yaşındayken bir kızın bekáretini bozan bir "evliya"dan da söz ediliyor.

Hazreti Süleyman da bir gecede bin (evet, 1000) karısını hamile bırakmış.

Yasin Suresi'nin 55. ayetinin de bazı "ulema" tarafından "Cennete gidenler bakire kızlarla yatacaklar" diye yorumlandığı da saygıdeğer profesörümüzün kitabında yazılı.

Bir kere daha ortaya çıkıyor ki bu beyler, akıllarını bu işle bozmuş durumdalar.

14 yaşındaki bir kız çocuğu ile gecede 60 defa ilişki kurabilmenin "şeyhin kerameti" olduğuna inanıyorlar.

Neresinden baksanız, iğrenç ve aşağılık bir durum! Din de bu iğrençliği örtmek için kullanılan araca dönüştürülmüş.

Bu çevrelerdeki kadınların neden kara çarşaflar içinde dolaştığını merak etmiyorum artık.

Kendilerini sapıklardan korumanın bir yolu olmalı bu.

Şeyhin bile sapık olduğu bir ortamda, sıradan müridin bir kadının saçını görünce tahrik olmasından daha doğal ne olabilir?


Edip Yuksel; J.D.
www.yuksel.org
www.19.org
www.islamicreform.org
19@19.org
 Topic: Kuran’a ortak dini kaynak edinmenin sonucu
Kuran’a ortak dini kaynak edinmenin sonucu [message #47156] Thu, 08 May 2008 17:42
  Emre_1974tr  is currently offline Emre_1974tr
Messages: 1509
Registered: June 2004
Dependent
Gerçi bu konu başka yazarlar tarafından evvelce işlenmiş ama önemli olduğu için ben de değineyim dedim.

Hadislerin-rivayetlerin Kuran’ı açıklamak şöyle dursun, tam tersine ayetlerin verdiği mesajı engelleyici, hatta çarpıtıcı özellikleri olduğuna en net örneklerden birini de Sad Suresi’ni okurken algılayabiliriz:

SAD


20. Yönetimini güçlendirdik; ona bilgelik ve çok iyi bir yargılama gücü verdik

21. Davacıların haberi sana ulaştı mı? Hani mabedine tırmanmışlardı.

22. Davud'un yanına girdiklerinde onlardan irkilmişti. "Korkma" demişlerdi, "Bir birinin hakkını çiğneyen iki davacı... Aramızda gerçeğe göre hüküm ver, haksızlık etme. Bize yolun ortasını göster."


23. "Bu benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu, benim ise bir tek koyunum var. Böyle iken, "Onu da bana ver," dedi ve tartışmada bana üstün geldi.

24. Dedi ki, "Senin koyununu kendi koyunlarına katmayı istemekle sana haksızlık etmiştir. Doğrusu, ortakçıların çoğu bir birinin hakkına el uzatır. İnanıp erdemli davrananlar bunun dışındadır, onlar ise sayıca ne kadar azdır!" Davud, kendisini sınadığımızı sanarak bağışlanma diledi, eğildi ve tevbe etti.

25. Böylece onu bağışladık. Yanımızda onun yakınlığı ve güzel bir yeri vardır.

26. Ey Davud, biz seni yeryüzünde yönetici kıldık. Halkın arasında adaletle yargı ver, hevesine ve duygularına kapılma, sonra seni ALLAH'ın yolundan saptırır. ALLAH'ın yolundan sapanlara, Hesap Gününü unuttukları için çetin bir ceza vardır.

Burada Davut Peygamber neden imtihan edildiğini ve hatta bir günah işlediğini düşünüp af diliyor?

Çünkü davacılarından birini dinleyip, henüz diğerini dinlemeden acele hüküm vermişti. Ve hiçbir delile de bakmamıştı bunu yaparken.

O ilk dinlediği davacı yalan söylüyor olabilirdi veya eksik bilgi vermiş olabilirdi. Örneğin o bir koyunu olanın belki de diğer çok koyunu olan kardeşine büyük bir borcu vardı da, bu yüzden istemişti?

İşte burada Davut Peygamber diğer kardeşi dinlemeden ve de delillere bakmadan hemen bir hükme vardığı ve de henüz dinlemediği kişiyi rencide edecek ağır sözler söylediği için hata yapmış oluyor. Ayrıca 26. ayette de bu durum vurgulanıyor. Adaleti hakkıyla yerine getirmesi gerektiği yönünde de bir uyarı alıyor.

Eğer Kuran’a hiçbir kaynağı ortak koşmadan ayetleri okursak bunu görebiliriz.

Ama ya Kuran’ın yanında hadisleri ve/veya değiştirilmiş İncil, Tevrat gibi diğer kaynakları da dine ortak ederek ayetleri okusaydık nasıl bir tablo çıkacaktı karşımıza?

Veheb Bin Münebbih'in Rivayetinden alıntı

"Derler ki, Davut’un ayakta durmuş, kendisini
seyrettiğini görünce o, kadın saçlarını açarak
vücudunu saçlarıyla örtmeye çalıştı ve bu da Davut’un
gönlünü çelmeye yetti. Davut yerine dönüp Zebur
okumaya başladıysa da o kadını bir türlü zihninden
silip atamadı, ona gönlü kaymıştı.

Nihayet Davut bir savaş için ordu hazırladı ve o
kadının kocasını da savaşa gönderdi. Ehl-i Kitab'ın
dediğine göre ordu komutanına, o adamı en ön saflara
sürmesini emretti, en tehlikeli görevlere onun
gönderilmesini istedi ve böylece adam o savaşta öldü.
Davut da zaten bunu istiyordu. Davut’un 99 karısı
olduğu halde kocası öldükten sonra dul kalmış olan o
güzel kadına da elçi gönderdi ve onunla da evlendi."

***************************
Kitab-ı Mukaddes’te de geçen bu öyküye göre, Davut Peygamber aşık olduğu evli kadını haremine katmak için onun kocasını savaşa gönderip dul kalmasını sağlıyor.

Yani bu hikâyeye göre, iki davacının meselesine bazı parelel yönleri olan bir olayı Davut peygamber evvelden yaşamıştı .

Bu rivayetteki iftiraya inanacak olan bir Müslüman, Davut peygamberin bu kötülüğü yaptığından ve dul eşi haremine kattığından dolayı tövbe ettiğini düşünecektir. Olayın sembolize edilerek ona hatırlatıldığı düşüncesine kapılacaktır hemen, ayetleri diğer kaynaklarla beraber ele alanlar.

Başka bir deyişle rivayette söylenene inanan bir Müslüman, ayetteki gerçeği göremeyecektir. Yani aslında Davut'un adaletle hükmetmediği için günaha girdiğini anlayamayacaktır
bile.



Ayetler yanlış algılanacağı gibi, peygambere atılan iftirada anlatılanın da gerçek olduğu fikrine kapılanılacaktır.

Kuran’a başka dini kaynaklar eklemenin yaratacağı sonuçlara önemli bir örnek gerçekten. İncil, Tevrat ve daha eski kutsal kitaplar değiştirildiği için artık dini kaynak değildirler. Aynı şekilde rivayetlerden oluşan hadis kitapları da…

Rabbimizin dediği gibi “yalnızca Kuran” din alanında bize ışık tutmalıdır.

Yoksa görüldüğü üzere, hadisler Kuran süzgecinden geçirilmiyor, farkında olmadan tam tersine ayetler rivayetlerin etkisinde yorumlanıveriyor.

Selam ve sevgiler.

[Updated on: Thu, 08 May 2008 18:01]

 Topic: KELİME-İ ŞEHADET
KELİME-İ ŞEHADET [message #47123] Tue, 29 April 2008 12:56
  hamzamutlu
Messages: 316
Registered: July 2005
Location: istanbul
Thinker
ABD'li peygamber Reşad'ın ümmeti, ılımlı islamı müslümanlara tebliğ faaliyetinde gerçekten pek şevkliler.Binanaleyh, ağanın kelime-i şehadet konusunda din adamlarına sorduğu sorulara naçizane bi kaç bi şey yazmak istedim.

Quote:

a) Şehadette Allah'ın isminin yanına Muhammed'in ismini ekleme gereğini neden duyuyorsunuz?


Asıl sen Muhammed'in ismini çıkarma gereğini neden duyuyorsun, onu söyle.

Quote:

b) Neden, Allah'ın tek ilah oluşundan söz eden hiçbir ayette Muhammed'in ismi geçmiyor? Yoksa Allah unuttu mu?


Niye unutmuş ki? Allah o ayetlerin herhangi birinde kelime-i şehadet mi getiriyor? Very Happy

Quote:

c) Muhammed'in ismini şehadette zikretmenin amacı ne olursa olsun, 39:45 ayetine göre putperestlik ifadesidir. Muhammed, Allah'tan başkası değil mi? Öyleyse 39:45 ayetinin içeriğine girmiyor musunuz?


Girmiyorlar. Ama sen kelime-i şehadeti tasarlayanın (ki çok muhtemelen Hz. Muhammed'tir) sadece Allah'ın ismi anıldığında kalbinin nefretle çarptığını düşünüyorsan, git bi psikoloğa, tedavi ol. Very Happy

Quote:

d) Muhammed, Kuran'a uyuyordu. Kuran'ı kabul eden Muhammed'i de kabul etmiş olur. Öyleyse neden kelime-i şehadet olarak "Eşhedü ella ilahe illa Allah ve eşhedü ennel Kurane kelamullah" ifadesini kullanmıyorsunuz?


Niye kullansınlar? Hele de "Muhammedurresulallah" ifadesi bi Kur'an ayetiyken.

Quote:

e) Neden Allah'ın elçileri arasında ayırım yapıyorsunuz? Örneğin, hayatınızda kaç kere "Eşhedü ella ilahe illa Allah ve eşhedü enne Musa rasulüllah" dediniz?


Ben arada bir derim. Very Happy

Peygamberlerin mührü Muhammed değil de Musa olsaydı, kelime-i şehadet dediğin gibi olurdu.Kalben "Muhammed rasulüllah" diyen birinin Musa'ya da iman ettiğini sana söyleyebilirim. Sen bana tersini söyleyebilir misin?

Quote:

f) Sizin anlayışınıza göre her bir elçi geldiğinde bir önceki elçinin ismini kelime-i şehadetten silip kendi ismini yerleştirmesi gerekir. Musa gelince Yusuf'un ismini silip kendisi ve kardeşinin ismini mi ekledi? İsa gelince Musa'nın ismini kaldırıp kendi ismini mi ekledi? Muhammed gelince İsa'nın ismini çıkarıp kendi ismini mi yerleştirdi? Elçilerin birbirlerinin isimlerini silme biçimindeki mücadelesini Kuran neden aktarmıyor? Elçiler böyle bir tavır içinde olsalardı çevrelerindeki inkarcılarla en büyük tartışmaları bu konu üzerinde odaklaşmıyacak mıydı?


Çok haklısın. Misal, hıristiyan submitter'ların "Baba oğul Kutsal Ruh'tan başka ilah yoktur" mealinde kelime-i şehadet getirmeleri senin tezini destekliyor Laughing

"Muhammedurresulallah" demek, "İsa Musa öldü, yaşasın yeni peygamber Muhammed" demek değildir. Sen önce bunu idrak et.

Quote:

g) Putperestlerin, putperestliklerini kabul ettiklerini mi sanıyorsunuz? Niçin 6:22,23 ayeti üzerinde düşünmüyorsunuz?


300 milyon İsa Musa domalağı arasında yaşayıp da, o kafirlere "2:62 müslümanlığından" başkasını yakıştıramayanın, namazı kılıp zekatı verenlere yakıştırdığı şeye bakın. Ne denir ki?

Quote:

h) Doğru ile yanlışın karmakarışık olduğu hadis kitaplarınıza göre, peygamber ezanı 19 kelime olarak öğretmiştir (Tirmizi, Salat 26; Nesei, Ezan 4). Sizin ezanınızda ise 24 kelime mevcuttur. Neden hadislerinizle çelişiyorsunuz? Eklediğiniz "Eşhedü Enne Muhammeden Rasülül Allah" kelimelerini çıkardığımızda geriye 19 kelime kalıyor. Rastlantı mı?


Misal, senin çok sevdiğin şu söz tam 19 harftir: Ne mutlu Türküm Diyene..

Rastlantı mı? Very Happy

Quote:

Yüce Allah 3:64 ayetinde Ehl-i Kitabı tek bir kelimeye, yani Allah'tan başkasına tapmamaya çağırırken sizin onu yetersiz görmeniz ukalalık ve cehalet olmaz mı?


Olmaz. 3:64 ayetinde Allah ehlikitaba, "sizinle bizim aramızda aynı olan şu kelimeye gelin,onun dışında aramızda aynı olmayan (İsa, Musa, Muhammed gibi) kelimelerde ne halt ederseniz edin" demiyor. Kör değneğini bellemiş gibi işine gelen 3-5 ayet yerine Kur'an'ın geri kalan yüzlerce ayetine bakarsan Allah'ın Ehl-i Kitabı neye çağırdığını anlarsın.

vesselam

SON SÖZ: Küfre sapanlar "Sen gönderilmiş bir elçi değilsin." diyorlar. De ki: "Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah, bir de yanında kitap bilgisi bulunanlar yeter." (13:43 )
 Topic: Tüm insanların namazı arayışları
Tüm insanların namazı arayışları [message #47102] Wed, 23 April 2008 04:39
  Emre_1974tr  is currently offline Emre_1974tr
Messages: 1509
Registered: June 2004
Dependent
Yüce Allah sistemini öyle bir kurmuştur ki, eğer emir ve yasaklarına uyarsanız daha bu dünyada nimetleri yaşamaya başlıyorsunuz, yok eğer uymazsanız daha bu dünyada sıkıntıları...

Namaz kılma da bunlardan biridir.

Namaz kılmak başlı başına insan psikolojisine iyi gelmesinin yanı sıra, sabah namazının vakti, tam da tabiatın canlanmaya başlayıp, neşe ve huzurun en üst seviyeye ulaştığı andır. Ve bu anda uyanıp kalkan kişi hiçbir şey yapmasa bile, yine de yaşama sevinciyle dolacaktır. Bir de namazını kılarsa duyacağı mutluluk, huzur ve coşku katlanarak büyüyecektir.

Bunun yanı sıra, akşam namazının vakti tam da yine huzurun, içe dönüklüğün, dinlence halinin zamanıdır. Yine bu anda, yani tam vaktinde kılacağınız namazla bu geçiş evresinden maksimum faydayı edinmeyi sağladığınız gibi, bu geçiş döneminden kaynaklanabilecek sıkıntıları da minimuma indirebilirsiniz.

Yani günde "en az" 2 kez kılınacak namaz(sabah ve akşam ezanı vakitlerinde) size maddi ve manevi sayısız yarar sağlayacaktır. Daha cennete gitmeden, bu dünyada onun izlerini algılamanıza vesile olacaktır. Bunun bedensel ve zihinsel sağlığınıza faydaları saymakla bitmez. İşin sevap, Allah’a yaklaşma gibi bilinen asıl güzelliklerini tekrardan söylemeye gerek bile duymuyorum.

Ha peki bunu yapmazsanız, işin sevap-kulluk kısmı bir yana, dünya nimeti olarak neler kaçırmış olursunuz?

Şu olur; şu an batılıların ve Uzakdoğuluların yaptığı gibi yogadan, meditasyondan, alnınızdaki secde noktanızı(bu ismi ben koydum şimdi) uyarma işlemlerinden medet ummaya başlarsınız. Depresyon ve stres içinde yüzer, namazın sağlayacağı güzellikleri bu saydığım metotlarda arama telaşına düşersiniz. Aslında bugünkü dünyada meditasyon, yoga çılgınlığı, Shirodhara(alındaki secde noktasını uyarma) çılgınlığı yaşanıyorsa, bunun altında aslında namazın aranması yatıyordur. Onun eksikliği yatıyordur.

İşte benim "alındaki secde nokrasının uyarılması" adını verdiğim ama Ayurveda’daki gerçek adıyla "Shirodhara" tekniği:

http://www.femail.com.au/shirodhara_ayurvedic_treatment.htm


************************************************************ *

Ve insanlar sabahları tam da güneşin doğma vaktinde kalkıp yoga yapma telaşı içindeler bugün. Çünkü bunu yapınca daha huzurlu olduklarını, stres ve depresyonlarında azalma olduğunu düşünüyorlar.

Ve sabah güneşin doğma vaktinde yapılacak bu arınma jimnastiğine "güneşe selam" adını veriyorlar:

http://www.yogasala.com/asana.asp

Aynı şekilde akşam vakti de buna benzer bir yoga egzersizi yapılıp insanlar huzura ve sağlığa kavuşmaya çalışıyorlar.

Bir de bunun dışında yine genelde günde 2 kez meditasyon yapmaya çalışıyorlar.

Ve yine aslında insanlar namazı arıyorlar. Onun vereceği güzellikleri, nimetlere kavuşabilmek için çırpınıyorlar. Ama ne yazık ki bu mutluluğu yanlış bir yerde arıyorlar.



Peki madem namaz kılmak meditasyon ve yoga gibi uygulamalardan üstündür diyoruz, o zaman bunu doğrulayacak somut bir delil olmalı.

Evet, var. Hem de bir ayurveda uzmanı olan Dr. Deepak Chopra’nın bile itiraf ettiği ve hatta kitaplarında işlediği gibi, dünyanın en uzun ömürlü insanları Müslümanlar arasından çıkmaktadır genelde. Ve bu insanlar Uzakdoğulular gibi meditasyonla veya Ginseng gibi süper besinlerle değil, namaz, oruç gibi ritüeller ve yoğurt, kırmızı et gibi besinlerle bunu gerçekleştirmişlerdir.

“Süper yüzyıllıklar” adı verilen uzun ömürlü bireylere sahip toplumlar bugünün coğrafyasında Gürcistan, Azerbaycan gibi yerlerde görülmektedirler. Özellikle dağlık alanlarda yaşarlar. Ama genleri karma olduğundan, bilim adamları onların uzun ömürlü olmalarını genetik faktörle değil, yaşam biçimleriyle açıklamaktadırlar.

Bilinen en uzun ömürlü insan Azeri Shirali Mislimov’dur. 1973 yılında 168 yaşında yaşama veda ettiği söylenmektedir.

Özellikle Azerbaycan-İran sınırındaki Lerik kasabasının sağlıkları insanları dikkat çekiyor.

Zaten namaz kılma ve oruç tutmanın faydaları artık bilim dünyasınca da keşfediliyor. Bunlar yogadan da, diğer tekniklerden de sağlığa ve yaşam kalitesine daha çok faydalı.

Umarız tüm dünyadaki insanlar, farkında olmadan arayıp durdukları namazı keşfederler ve gerçek mutluluğa ve kurtuluşa doğru bir adım daha atarlar.




Selam ve sevgiler.
 Topic: Robert Spencer, Bill Warner ile Kuran Üzerinde Tartışmam
Robert Spencer, Bill Warner ile Kuran Üzerinde Tartışmam [message #47089] Sat, 19 April 2008 10:10
  Edip Yuksel  is currently offline Edip Yuksel
Messages: 3185
Registered: June 2002
Location: Arizona
Independent

Inglizce Bilenler aşağıdaki linkteki tartışmayı izleyebilirler:

Symposium: A New Koran?
By Jamie Glazov
FrontPageMagazine.com | 4/18/2008

http://www.frontpagemag.com/Articles/Read.aspx?GUID=a00f3895 -42bb-4a7d-9fa5-4a19f3286ead


Edip Yuksel; J.D.
www.yuksel.org
www.19.org
www.islamicreform.org
19@19.org
 Topic: Bekke konusunda çok rahat hataya düşülebilir
Bekke konusunda çok rahat hataya düşülebilir [message #47078] Sun, 13 April 2008 11:32
  The Elite
Messages: 932
Registered: July 2002
Location: Istanbul
Dependent
Selam,

Layth'inde aralarında bulunduğu bir grubun Bekke ile ilgili iddiası şudur: Kur'an'da geçen Bekke kelimesinin Mekke ile ilgisi yoktur. Bekke, Kudus'ün eski adıdır. Dolayısı ile
Kur'an'da geçen Bekke, Kudustur. Tevrat'ta Bekke Kudus şehrinin ismi olarak geçer.

İlginç bir tez ancak isimden yola çıkarak bir delil ortaya konamaz. Şöyleki;


1) Bekke kelime anlam olarak vadi anlamına geliyor. Dolayısı ile
Vadi olan yere pekala Bekke denmiş olabilir.

2)Bilindiği gibi yazılı dil yaygın olmayınca şehir isimleri
genelde anlam sapmasına uğrar. Birbirine yakın telefuz edilen harfler zamanla yer değiştirebiliyor. Lütfen Bekke ismini tekarlayın ağzınızda. Mekke gibi anlaşılıyor değil mi? Öyle anlaşıldığı için zamanla Bekke ismi Mekke olarak değişmiş olabilir (ki %99.9 öyle olmuş)

3) Son olarak Bekke kelimesi 3:96 ayetinde geçmektedir. 3. surenin ALM ile başladığına ve Bekke kelimesinde Mekke'nin aksine "M" harfi olmadığına dikkat edin.

Bence Layth bu ihtimalleri göz önüne almadan aceleci yorumlar yapıyor. Bu maalesef zeki bir kişi olan Layth'in düştüğü hatalardan biri

Selam ve sevgi ile...



"Karanlığa söyleneceğine kalk bir mum yak"
 Topic: Kritik düşüncesiz iyiniyet pişmanlıkla sonuçlanmaya mahkumdur
Kritik düşüncesiz iyiniyet pişmanlıkla sonuçlanmaya mahkumdur [message #47075] Fri, 11 April 2008 22:03
  Edip Yuksel  is currently offline Edip Yuksel
Messages: 3185
Registered: June 2002
Location: Arizona
Independent

Aşağıdaki haber iyiniyetin yetersizliğini ve kritik düşünmenin önemini isbat eden sayızız örnekten bir tanesi...

Selam,
Edip

Genç’in ’GAF’leti pahalıya patladı
Hürriyet, 12 Nisan 2008

Saygı ÖZTÜRK/ANKARA

Genç’in ’GAF’leti pahalıya patladı
Kamer Genç’i arayıp kendisini GAF Holding’in patronu olarak tanıtan kişi, "Tunceli’de işsiz çok diyorsunuz. Fransa’da 30 işçiye ihtiyacım var" dedi. Genç’in de hemen aradığı Tunceli’den ’Talihli!’ 15 kişi, verilen hesaba 225’er YTL yatırdı. İşçilerden biri hesap sahibinin soyadından kuşkulanınca, Kamer Genç dolandırıldığını anladı.

TBMM’de ’tek kişilik muhalefet’ olarak nitelenen Tunceli Bağımsız Milletvekili Kamer Genç, hemşerilerine iş bulmak isterken dolandırıldı. Kendisini ’GAF Holding’in patronu Muharrem Koca olarak tanıtan kişi, 10 gün önce Genç’i telefonla aradı. Koca, Genç’i sevinçten havalara uçuran şu öneride bulundu: "Konuşmalarınızda sürekli Tunceli’deki işsizlikten yakınıyorsunuz. Bundan çok etkilendim. Sizin bu çabanıza destek olmak istiyorum. Şirketimin Fransa’da aldığı büyük işler var. Oraya Tunceli’den de 30 işçi göndermek istiyorum. Vasıfsız olanlara ayda 2 bin 860 YTL, mesleği olanlara da 3 bin 860 YTL aylık vereceğim. İşimiz en az 3 yıl sürecek. Sizden ricam, göndermek istediğiniz kişileri belirleyin, bunlar da hemen pasaportlarını çıkartsınlar."

Bu öneri üzerine Genç de Koca’ya, "İnanın çok sevindim. Ben hemen hazırlıkların başlatılması için ilgililere talimat vereceğim" dedi. Genç, temas kurmak için Koca’nın cep telefonuda aldı.

Genç, Fransa’ya gönderilecek kişilerin bazılarını bizzat belirledi. Fransa’ya işçi olarak gitme umudu içinde olanlar, 330 YTL vererek pasaport çıkarttılar. Genç, yapılan işlemlerle ilgili bilgi vermek üzere Koca’yı cep telefonundan aradı. Telefona çıkan ve kendisini Koca’nın sekreteri Sibel olarak tanıtan bir kadın, Genç’ten, götürülecek işçilerle ilgili işlemler konusunda ekip başı olarak belirlenen kişiyle temasa geçmesini istedi.

225 YTL PARA YATIRIN

Genç, bu kez ekip başı olduğu iddia edilen ’GAF Holding’in temsilcisiyle görüştü. Bu kişi, Genç’e, sözleşme masrafları ve bir özel hastaneden alınacak sağlık raporu için kişi başına toplam 225 YTL yatırılması için Ziraat Bankası’nda bir hesap numarası verdi. Yakınlarıyla helalleşip Fransa’ya gitmek için hemen yola çıkmaya hazırlanan Tuncelililerden 15’i, paralarını bu hesaba yatırdı. Ancak bankaya para yatırmak için gidenlerden birisi, hesap numarasının holdinge değil, ’Töre’ soyadlı bir kişiye ait olduğunu görünce şüphelendi. Hemşerisi, durumu telefonla Genç’e iletti ve "Sakın bizi dolandırmasınlar?" uyarısında bulundu.

YATAR YATMAZ ÇEKTİLER

Genç, holding patronunun böyle bir şey yapacağına hiç ihtimal vermediğini söyledi. Ancak içine kurt düşünce olayı araştırtan Genç, Ziraat Bankası’nın İstanbul’daki Şubesi’ne Tunceli’den yatırılan paraların anında çekildiğini öğrendi. Genç, GAF Holdingin patronunu defalarca aramasına rağmen ulaşamadı. Verilen telefon numarasının da kullanıma kapatıldığı anlaşıldı.

ZARARI KARŞILAYACAK

İşsiz hemşerilerini yüksek aylıkla Fransa’ya göndermeyi planlayan Genç, dolandırıldığını anlayınca neye uğradığını şaşırdı. Dün Tunceli’ye giden Genç, Hürriyet’e, hemşerilerinin uğradığı zararı bizzat ödeyeceğini söyledi. Genç, bugün hemşerilerine 3 bin 375 YTL dağıtacak ve onların umutlarını boşa çıkardığı için de özür dileyecek. Genç, "Tunceli’de işsizlik had safhada. Ben elimden geleni yapmaya çalışıyorum. İşte bunu yaparken de dolandırıldım" dedi.

Tek başına muhalefet

12 Eylül idamlarına ve Anayasası’na, "Danışma Meclisi" üyesi olarak verdiği "ret" oyuyla tanınan ve "Tek başına muhalefet" tanımını hak eden siyasetçi. Sivri dilli. Tunceli’nin Nazimi’ye ilçesi Ramazan Köyü’nde 1940’ta doğdu. Ailesi Areli Aşireti’nden, yoksul. 27 yaşında Sevim Genç’le evlip ’Ağa Damatlığı’na terfi etti. 12 Eylül Danışma Meclisi’ne, "Meclis sağcılara kalacak" gerekçesiyle girdi. Veto nedeniyle ara verdiği siyasete, 1987’de SHP milletvekili olarak döndü. Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’ı meclis gündemine taşıdı. SHP-CHP birleşip lider koltuğuna Deniz Baykal’ın oturmasıyla siyasi rotası ilk kez sağa döndü. DYP, Genç ile tarihinde ilk kez Tunceli’den milletvekili çıkardı. Bir dansözle yakalandığı iddia edildiğinde verdiği, "Çiçek suluyorduk" cevabı dillere dolandı. Hemen tüm görüşmelerde kürsüye çıkarak, "AKP’lilerin asabını" bozdu. Anayasa değişikliği görüşmelerinde konuşmasını bitirdikten sonra "Kürsü işgali çağrısı" yaptı.


Edip Yuksel; J.D.
www.yuksel.org
www.19.org
www.islamicreform.org
19@19.org
 Topic: Calismak mi yoksa tevekkul mu? Aslan ve Tavsan hikayesi
Calismak mi yoksa tevekkul mu? Aslan ve Tavsan hikayesi [message #47060] Sat, 05 April 2008 16:45
  hakan  is currently offline hakan
Messages: 350
Registered: June 2002
Location: Belcika
Thinker
Güzel bir derede av hayvanları, aslan korkusundan ıstırap içindeydiler. Çünkü aslan, daima pusudan çıkıp birisini kapmaktaydı. O otlak bu yüzden hepsine fena geliyordu.
Hileye baş vurdular; aslanın huzuruna geldiler: “Biz sana gündelikle yiyecek verip doyuralım. Bundan sonra hiçbir av peşine düşme ki bu otlak bize zehrolmasın.”dediler.

Aslan dedi ki: “Hileye uğramasam, vefa görecek olsam dediğiniz doğru. Ben şundan bundan çok hileler görmüşümdür.

İnsanların yaptıkları işlerden, ettikleri hilelerden helak olmuşum; o yılanlar, o akrepler tarafından çok ısırılmışım.

İçinde pusu kurmuş olan nefis ise, kibir ve kin bakımından bütün adamlardan beterdir.

Benim kulağım “mümin, bir zehirli hayvan deliğinden iki kere dağlanmaz” sözünü işitti; Peygamberin sözünü canla gönülle kabul etti.”

Hepsi dediler ki: “Ey halden haberdar hakim! Çekinmeyi bırak; çekinme, insanı kaderin hükümlerinden kurtaramaz. Kaderden çekinmekte perişanlık ve kötülük vardır, yürü, tevekkül et ki tevekkül, hepsinden iyidir.

Ey kötü hiddetli adam! Kaza ile pençeleşme ki kaza da seninle kavgaya tutuşmasın.

Tanyerini ağartan Tanrı’dan bir zarar gelmemesi için kulun Hak hükmüne karşı ölü gibi olması lazımdır.”

Aslan: “Evet, tevekkül kılavuzsa da bu sebebe teşebbüs de, Peygamber’in sünnetidir.

Peygamber, yüksek sesle “Tevekkülle beraber yine devenin ayağını bağla” dedi.

“Çalışan kimse Tanrı sevgilisidir” işaretini dinle; tevekkülden dolayı esbaba teşebbüs hususunda tembel olma” dedi.

Hayvanlar ona: “Çalışıp kazanma, bil ki, halkın itikat zayıflığı yüzünden, harislerin boğazları miktarınca bir riya lokmasıdır.

Tevekkülden daha güzel bir kazanç yoktur. Esasen Hak’ka teslim olmadan daha sevgili ne var?

Çokları beladan belaya; yılandan ejderhaya sıçrarlar. İnsan hile etti ama hilesi kendisine tuzak oldu... can sandığı, içici bir düşman kesildi! Kapıyı kapadı, halbuki düşman evinin içindeydi. Firavun’un hile ve tedbiri de işte buna benzer masallardandı.O kin güdücü, yüz binlerce çocuk öldürdü; aradığı ise evinin içinde idi.

Madem ki bizim gözümüzde bir çok illet var; yürü kendi görüşünü dostun görüşünde yok et! Bizim görüşümüze bedel onun görüşü, ne güzel bir karşılıktır. Bütün maksatları onun görüşünde bulursun.

Çocuk; tutucu, koşucu değilken ancak babasının omuzuna biner. Halkın canları; el ayak sahibi olmazdan, beden kaydına düşmezden evvel vefadan sefaya uçuyordu.

Vakta ki”İniniz” emriyle hapis olundular, hiddet, hırs, kanaat ve zaruret kayıtlarına düştüler.
Biz Hak’kın hayali ve süt isteyen yavrularıyız. (Peygamber) “Halk Tanrı hayalidir” dedi.
Gökten yağmur veren, rahmetiyle can vermeye de kadirdir” dediler.

Aslan dedi ki: “Evet ama Kulların Tanrı’sı bizim ayağımızın önüne bir merdiven koydu. Dama doğru basamak basamak çıkmalı burada cebri olmak ham tamahtır.

Ayağın var, nasıl olur da kendini topal edersin; elin var niye pençeni saklarsın?

Efendi, kölenin eline beli verince söylemeden dileği malum olur. Bel gibi olan el de, Tanrı işaretlerindendir. Sonu düşünmek hassası da onun ibarelerindendir. Tanrı’nın işaretlerini canına nakş ederek ve o işarete vefakarlık ederek can verirsen.

Sana nice sır işaretleri bahşeyler; senden yükü kaldırır, seni iş güç sahibi eder.Şimdi yük altındasın; Tanrı seni yükler, bidirir... Şimdi onun emrini kabul etmektesin; sonra seni makbul eder.

Şimdi onun emrini kabul etmişsin, sonra o emirleri söylersin. Şimdi vuslat arıyorsun, ondan sonra da vasıl olursun. Tanrı’ını nimetlerine şükretmeye çalışmak kudrettir. Senin cebriliğin ise o nimeti inkardır.

Onun verdiği kudrete şükretmek kudretini arttırır. Cebir ise nimeti elinden çıkarır. Senin cebriliğin yolda uyumaktır, uyuma; o kapıyı, o dergahı görmedikçe uykuya dalma! Ki rüzgar her anda dalları silkip başına çerez ve azık döksün.

Cebre inanmakla yol kesen haydutlar arasında uyumak müsavidir. Vakitsiz öten kuş nasıl olur da kurtulur? Eğer onun işaretlerine burun büküyorsan kendini erkek mi sanıyorsun! Sendeki bu kadarcık akıl da zayi olur, aklı uçan başsa buyruk kesilir!

Zira şükür etmemek uğursuz ve ayıp bir şeydir; o hal, şükretmeyeni, ta ateşin dibine kadar çeker götürür.Tevekkül ediyorsan çalışmak hususunda tevekkül et; kazan da sonra Tanrı’ya dayan!”

Hepsi ona bağırarak dediler ki: “Sebep tohumlarını eken o harisler...”

Kadın, erkek nice yüz binlerce kişi, neden oldu da zamanın menfaatlerinden mahrum kaldılar?
Dünyanın başlangıcından beri yüz binlerce kavim, ejderha gibi ağız açmışlar;O bilgili, idrakli kavimle hileler düzmüşler, tedbirlerde bulunmuşlardır. Öyle tedbirler ki o tedbirlerle dağ bile ta dibinden kopar, yerinden ayrılırdı.

Tanrı, onların hile ve tedbirini “o tedbirler yüzünden dağların tepeleri bile oynar, yıkılır, dümdüz olurdu” diye övdü.

(Bunca tedbirlerine rağmen) o avlanmalarından, o çalışmalarından ezelde verilen kısmetten başka bir şey yüz göstermedi... Hepsi tedbirlerden de aciz kaldılar, çalışmadan da; ortada Tanrı’nın işi ve hükümleri kaldı.

Adı sanı belli kişi! Kazanmayı bir addan başka bir şey bilme; ey kurnaz ve hilekar adam! Çalışmayı bir vehimden başka bir şey sanma.”

Saf bir adam, bir kuşluk çağında koşa koşa Süleyman’ın adalet sarayına erişti.Yüzü gamdan sararmış, dudakları morarmıştı. Süleyman ona “Efendi ne oldu?” dedi.O “Azrail, bana öyle bir hışımla, öyle bir kinle baktı ki...” dedi.Süleyman “Peki şimdi ne diliyorsan dile bakalım” dedi. O dedi ki: “Ey canları koruyan rüzgara emret; Beni ta Hindistan’a götürsün; belki kullunuz oraya gidince canını kurtarır.”

İşte halk fakirlikten böyle korkar. Onun için insanlar hırs, emele lokma olurlar.Fakirlikten korkmak tıpkı o adamın ölümden korkmasına benzer. Hırsı, çalışmayı da sen Hindistan farz et!

Süleyman rüzgara emretti; rüzgar da onu derhal Hindistan’da bir adaya götürdü. Ertesi gün Süleyman, divan vakti halkla buluşunca Azrail’e dedi ki:
“O müslümana ne sebeple hışımla baktın? Ey Tanrı elçisi, bana anlat. Acaba bu işi o adamın hanümanından avare etmek için mi yaptın?

Azrail, cevaben dedi ki: “Ey cihanın zevalsiz padişahı! O ters anladı; ona hayal göründü. Ben ona hışımla ne vakit baktım? Onu yol uğrağında görünce şaşırdım.Çünkü Hak bana “Haydi bugün var onun canını Hindistan’da al” buyurdu.
Taacüple “yüz tane kanadı olsa Hindistan’a gitmesi yine uzak” dedim.

İşte sen dünya işlerini hep buna kıyas et, gözünü aç ta gör! Kimden kaçıyoruz, kendimizden mi? Ne olmayacak şey! Kimden kapıp kurtarıyoruz, Hak’tan mı? Ne boş zahmet.

Aslan dedi ki: “Doğru ama Peygamberlerin, müminlerin çalışmalarını da gör. Cefadan, kahırdan ne gördülerse mükafata nail oldular; Tanrı onların mücadelesini zayi etmedi.

Onların baş vurdukları çareler her hususta latif oldu. Çünkü zariften ne gelirse zariftir.Tuzakları felek kuşunu tuttu; noksanları tamamen sayıldı.

Ey ulu kişi! Nebilerin ve velilerin yolunda çalış. Kaza ve kaderle pençeleşmek mücadele sayılmaz. Çünkü bizi pençeleştiren, savaştıran da kaza ve kaderdir.

Bir kimsenin iman ve itaat yolunda yürüyüp de bir an bile ziyan etmişse kafirim!

Başın yarılmamış, şu başını bağlama. Birkaç gün çalış da ondan sonra gül!

Dünyayı arayan kimse olmayacak ve kötü bir şey aradı. Ukbayı arayansa kendine iyi bir hal aramış oldu.Dünya kazancı için çarelere baş vurmak soğuk bir şeydir. Dünyayı terk etmek için çarelere baş vurmak ise caizdir, emredilmiştir.Hile ve çare diye bir zindanı delip çıkmaya derler. Yoksa birisi zaten açılmış deliği kapatırsa yaptığı iş, soğuk ve ters bir iştir.Bu dünya zindanıdır, biz de zindandaki mahkumlarız. Zindanı del kendini kurtar!

Dünya nedir? Tanrı’dan gafil olmaktır. Kumaş, para, ölçüp tartarak ticaret yapmak ve kadın; dünya değildir. Din yolunda sarf etmek üzere kazandığı mala, Peygamber “ne güzel mal” demiştir.

Suyun gemi içinde olması geminin batmasıdır. Gemi altındaki su ise gemiye; geminin yürümesine yardımcıdır.

Mal, mülk sevgisini gönülden sürüp çıkardığındandır ki Süleyman, ancak yoksul adını takındı. Ağzı kapalı testi, içi hava ile dolu olduğundan derin ve uçsuz bucaksız su üstünde yüzüp gitti. İşte yoksulluk havası oldukça insan, dünya denizine batmaz, o denizin üstünde durur.

Bütün bu dünya, onun mülkü olsa bu mülk, gözünde hiçbir şey değildir.Şu halde kalbini Min Ledün ululuğunun havası ile doldur, ağzını da bağla mühürle!
Çalışma da haktır, deva da haktır, dert de hak. Münkir kimse çalışmayı inkar da ısrar eder durur.”

Aslan bu yolda bir çok delililer getirdi. O cebriler aslanın cevabına kandılar. Tilki, geyik, tavşan ve çakal cebre inanışı ve dedikoduyu bıraktılar. Bu biatte ziyana düşmemek için kükremiş aslanla ahitlerde bulundular...

Zahmetsizce her günün kısmeti gelecek, aslanın başka bir teşebbüse ihtiyacı kalmayacaktı.Kura kime isabet ederse günü gününe aslanın yanına sırtlan gibi koşar, teslim olurdu.

Bu kadeh dönerek tavşana gelince; tavşan haykırdı: “ Niceye dek bu zulüm?”

Hayvanlar dediler ki: “Bunca zamanlardır ahdimize biz vefa ederek can feda ettik. Ey inatçı, bizim kötü bir adla anılmamıza sebep olma, aslan da incinmesin. Yürü, yürü : çabuk, çabuk!”

Tavşan, “Dostlar, bana mühlet verin de hilemle sizde beladan kurtulun. Benim hilemle canımız kurtulsun, bu hile çocuklarımıza miras kalsın.

Her peygamber, dünyada ümmetini böyle bir kurtuluş yerine davet etti. Peygamberler, halk nazarında gözbebeği gibi küçük görünürlerdi ama felekten kurtuluş yolunu görmüşlerdi. Halk, peygamberleri; gözbebeği gibi küçük gördü, gözbebeğinin manen büyüklüğünü kimse anlayamadı.”

Hayvanlar ona: “Ey eşek, kulak ver! Kendini tavşan kadrince tut, haddini aşma! Bu ne laftır ki senden daha iyiler, dünyada onu hatırına bile getirmezler. Ya gururlandın, yahut da kaza, bizim izimizde. Yoksa bu laf, senin gibisine nereden yaraşacak? Dediler.

Tavşan, “Dostlar, Hak bana ilham etti. Hakikaten zayıf birisi, kuvvetli bir rey ve tedbire nail oldu. Hak’kın arıya öğrettiğini, aslan ve ejderha bilemez. Arı, terütaze balla dolu petekler yapar. Tanrı ona o ilimden kapı açtı.

Hak’kın ipekböceğine öğrettiğini hiçbir fil bilir mi?

Toprağa mensup insan Hak’tan ilim öğrendi ve o bilgi ile yedinci kat göğe kadar bütün alemi aydınlattı; Tanrı’ya şüphe eden kişinin körlüğüne rağmen meleklerin adını, sanını unutturdu; altı yüz bin yıllık o zahidin, o buzağının ağzını bağladı.

Bu suretle din bilgisi sütünü emmesine, o yüce ve sağlam köşkün etrafında dönüp dolaşmasına mani oldu.

Duygu ehlinin, yalnız zahire itibar edenlerin bilgileri, o yüce bilgiden süt emmeleri için ağız bağıdır.

Gönül katresine bir inci düştü ki o inci denizlere; feleklere bile verilmemiştir.

Ey surete tapan! Niceye dek süret kaygısı? Senin manasız canın süretten kurtulmadı gitti. Eğer insan, süretle insan olsaydı Ahmet’le Ebucehil müsavi olurdu.

Duvar üstüne yapılan insan resmide insana benzer. Bak, süret bakımından nesi eksik?

O parlak resmin yalnız canı noksan. Yürü o nadir bulunan cevheri ara;

Eshab-ı Kehf’in köpeğine el verilince, dünyadaki bütün aslanların başları alçaldı.

Canı, nur denizinde gark olduktan sonra ona, kötü ve çirkin süretin ne ziyanı var? Kalemler süreti övmezler. Kitaplara da adamın süretine ait vasıflar değil, “ alim, adalet sahibi “ gibi zatına ait vasıflar yazılır:

Bilgi ve adalet sahibi... Hep manadır, onları önde, artta... bir yerde bulamazsın; zata ait sıfatlar Lamekan elinden cana şule vermektedir; can güneşi, göklere sığamaz” dedi.

Bu sözün sonu yoktur. Kulak ver tavşan hikayesini anla! Eşek kulağını sat, başka bir kulak al ki bu sözü eşek kulağı anlayamaz!

Yürü, tavşanın tilki gibi kurnazlığına bak, onun düşüncesini ve aslanı mağlup edişini gör! Bilgi Süleyman mülkünün hatemidir; bütün alem cesettir, ilim candır.

Bu hüner yüzünden denizlerin, dağların, ovaların mahlukatı, insanoğluna karşı aciz kalmıştır. O yüzden kaplan, aslan; fare gibi korkmaktadır. O yüzden ovada, dağda bütün vahşi hayvanlar gizlenmişlerdir.

O yüzden periler, şeytanlar, kenarı boylamışlar, her biri gizli bir yerde mekan tutmuşlardır.

İnsanoğlunun gizli düşmanı çoktur. İhtiyata riayet eden kişi akıllıdır.

Bizden gizli; güzel, çirkin, nice mahlukat vardır ki onlar daima gönül kapısını çalıp dururlar.

Yıkanmak için dereye girince derenin dibindeki diken sana zarar verir; gerçi diken suyun dibinde gizlidir, fakat sana batınca mevcudiyetini anlarsın.

Vahiy ve vesveselerin ızdırapları, binlerce kişiden gelir, bir kişiden değil. Şüphe ediyorsan sabret, duyguların değişince onları görürsün, müşkül hallolur;

O vakit kimlerin sözlerini ret etmişsin, kimleri kendine ulu eylemişsin görürsün.

Ondan sonra dediler ki: “Ey çevik tavşan! Aklındakini meydana çıkar! Ey bir aslanla pençeleşen, kavgaya girişen, düşündüğün şeyi söyle!

Danışmak, insana anlayış ve akıl verir; akıllar da akıllara yardım eder.

Peygamber “Ey tedbir sahibi, danış ki kendisiyle danışılan kişi emindir” dedi.

Tavşan, “Her sır söylenemez, gah çift dersin, tek olur; gah tek dersin, çift çıkar!

Aynanın berraklığını, yüzüne karşı översen nefesinden ayna çabucak buğulanır, bulanır, bizi göstermez olur.

Şu üç şey hakkında dudağını kıpırdatma: Gittiğin yol, paran, bir de mezhebin.
Çünkü bu üçünün de düşmanı çoktur. Düşman bildi mi, sana pusu kurar. Bir iki kimseye söyledin mi, artık sırra veda et. İki kişiyi aşan bir başkasına da söylenen her sır, yayılır. İki üç kuşu birbirine bağlasan elem içinde yerde hapis kalırlar. Üstü örtülü güzel bir tarzda, kurtulmak için konuşur, danışırlar. Danışmaları, görenleri yanıltacak şekilde kinayelerledir.

Peygamber, kapalı bir tarzda meşveret ederdi. Eshap cevap verir, düşman haberdar olmazdı. Düşman, baştan ayağı bilmesin, bir şeyi sezmesin diye reyini kapalı misalle söylerdi. Bu misalle muradını anlatmış olurdu. Ağyar sorusundan bir koku bile duymaz, hiçbir şey anlamazdı” dedi.

Tavşan, aslana gitmede biraz gecikti, sonra pençesi kuvvetli aslanın yanına gitti. Aslan tavşan gecikti diye pençesi ile toprağı kazmakta, kükremekteydi:

“Ben, o alçakların ahdi hamdır, ham ahitleri kötüdür, sözlerinde durmazlar demiştim. Onların gürültüleri beni yaya bıraktı. Bu felek beni ne vakte kadar aldatacak, ne vakte kadar? Tedbirsiz emir adamakıllı aciz kalır. Çünkü ahmaklığından dolayı ne önünü görür, ne ardını!” dedi.

Yol düzgün ama altında tuzaklar var. Yazının tarzı hoş ama içinde mana kıt. Sözler, yazılar, tuzaklara benzer. Tatlı sözler bizim ömrümüzün kumudur.İçinde su kaynayan kum pek az bulunur; yürü, onu ara! Ey oğul ! O kum, Tanrı eridir. O er kendinden ayrılmış Hak’a ulaşmıştır.Ondan dinin tatlı suyu kaynayıp durmaktadır. İstekliler o sudan hayat bulurlar, gelişirler, yetişirler.

Tanrı erinden başkasını kuru kumsal bil ki o kumsal, her zaman senin ömür suyunu içer, mahveder.

Hakim olan erden hikmet iste ki onunla görücü, bilici olasın. Hikmet arayan hikmet kaynağı olur, tahsilden ve sebeplere teşebbüsten kurtulur.

Bilgileri hıfzeden levh, bir Levh-i Mahfuz olur; aklı ruhtan nasiplenir, feyz alır. Önce aklı hoca iken, sonra akıl ona şakirt olur.

Akıl; Cebrail gibi “Ey Ahmed, bir adım daha atarsam yanarım! Sen beni bırak, budan sonra sen ileri yürü. Ey can sultanı benim haddim bu karardır” der.

Tembellik yüzünden şükür ve sabırla kalan, ancak şunu bilir: Ayağını “cebir” tutmuştur. (Bana bunu Tanrı vermiş demektedir).Cebir iddia eden, hasta değilken kendisini hasta göstermiştir. Nihayette hastalık o kimseyi sıhhatten ayırmıştır.

Peygamber, “Şakacıktan hastalanış gerçekten hastalık getirir ve o adam nihayet mum gibi söner gider” dedi.

Cebir ne demektir? Kırık sarmak, yahut kopmuş damarı bağlamak. Madem ki bu yolda ayağını kırmadın; kiminle alay ediyorsun, ayağını niye sardın? Çalışma yolunda ayağı kırılana derhal Burak geldi ona bindi.

Din emirlerini yüklenmişti, şimdi kendi bindi... Ferman kabul ediciydi, makbul oldu.Şimdiye kadar Padişahın fermanını kabul eder, o fermana uyardı, bundan sonra askere ferman verir! Şimdiye kadar talih yıldızı ona tesir ederken bundan sonra o zat yıldızı üzerine emredici olur.

Eğer sen bundan şüphelenirsen o halde “Şakk-ı Kamer” den de şüphelisin.

Ey gizlice heva ve hevesini tazeleyen kimse! İmanını tazele ama yalnız dille olmasın.

Heva ve heves tazelenip durdukça iman taze değildir. Çünkü heva iman kapısının kilididir. Bakir sözü tevil etmişsin; sen kendini tevil et, Kur’anı değil. İsteğine göre Kur’anı tevil ediyorsun. Yüce mana, senin tevilinden aşağılandı, aykırı bir şekle girdi!!!

Senin ahvalin bir sineğe benzer ki o kendini bir adam sanırdı. İçmeden kendi kendine sarhoş olmuş, zerresini güneş görmüş.
Doğan kuşlarının övüldüğünü işitmiş; “ Şüphe yok ki ben vaktin Anka'sıyım” demişti.

O sinek eşek sidiği birikintisindeki saman çöpünün üstünde gemi kaptanı gibi baş kaldırıp. “ Ben, deniz ve gemi hikayesini okumuş, bir zaman bunu düşünmüştüm. İşte şu deniz, şu gemi, ben de ehliyetli, rey ve tedbir sahibi bir kaptanım” dedi.Deniz üstünde salınıp durmaktaydı. O kadarcık bir su ona haddinden fazla göründü.O sidik sineğe göre hudutsuzdu. Sinekte onu olduğu gibi görecek göz nerede? Onun alemi kendi görüşüne göre olur. Gözü bu kadardır, denizi de ona göre!

Batıl tevilci, sinek gibidir. Vehmi eşek sidiği, tevil ve tasavvuru saman çöpüdür.Eğer sinek kendi reyiyle sağlandığı tevilden geçse, baht o sineği hüma yapar. Bu ibret gözüne sahip olan sinek olmaz; ruhu, sürete layık olmayacak derecede yüksek bir zat olur.

Aslanla pençeleşen o tavşan gibi. Onun ruhu, nasıl olur da küçücük cüssesine layık olur?

Aslan hiddetle: “ Düşman aldatıcı sözlerle gözümü kapattı. Cebrilerin hileleri beni bağladı, tahta kılıçları vucudumu yordu. Bundan sonra ben artık o gürültüyü dinlemem. Onlar hep şeytanların, gulyabanilerin sesleri!

Ey gönül; durma, onları parçala, derilerini yüz. Zaten onlar deriden başka bir şey değildir! diyordu.

Deriden maksat nedir? Renk renk laflar... su üstündeki, durmalarına imkan olmayan menevişler gibi. Bu söz deri gibidir, mana onun içi; bu söz, ceset gibidir, mana, can.

Kötü iç’in ayıbını deri örter; iyi iç’i de gayret dolayısı ile Gayb alemi.

Kalemin rüzgardan, kağıdın sudan olursa ne yazarsan derhal yok olur.

Manasız söz su üstüne yazılan yazıdır. Ondan vefa umarsan iki elini ısırarak dönersin (pişman olur).

Rüzgar, insandaki heva ve arzudur. Heva ve hevesten geçersen Tanrı’nın haberi kalır, ondan haber alırsın. Tanrı’nın haberleri çok hoştu; çünkü baştan sona kadar ebedidir.

Peygamberlerin ululuğundan ve hutbelerinden gayrı padişahların hutbeleri, ululukları, adları, sanları değişir baki kalmaz.Çünkü padişahların kuvvetleri hevadandır. Peygamberlerin icazetnameleri ise ululuk sahibi Tanrı’dandır.Paralardan padişahların adlarını kazırlar; Ahmed’in adını ise kıyamete kadar hakkederler.
Ahmed’in adı, bütün peygamberlerin adıdır. Yüz elimizde olunca doksan da bizde demektir.

Tavşan aslana gitmede epeyce gecikti. Yapacağı hileyi kendisince kararlaştırdı. Bir hayli geciktikten sonra aslanın kulağına bir iki sır söylemek üzere yola düştü.

Akıl diyarında nice alimler vardır! Bu akıl denizi ne kadar engindir. Bizim şu şeklimiz bu tatlı denizde su üzerinde kaseler gibi yüzer. İçi dolu olmadıkça kap, suyun yüzündedir. Dolunca denize batar. Akıl gizlidir ortada bir alem görünüp durur. Bizim şeklimiz; o denizin dalgasından yahut ıslaklığından ibarettir.

Süret o denize ulaşmak için neyi vesile ederse etsin, deniz; süreti, o vesile yüzünden daha uzağa atar.

Gönül, kendisine sır vereni; ok, kendisini uzağa atanı görmedikçe. Atımı kaybettim sanır, bindiği atı inat ve hırçınlıkla yolda hızlı hızlı koşturur! O yiğit atını kaybolmuş sanır. At ise onu yel gibi koşturmuştur!

O sersem bağırır, arar, tarar kapı kapı dolaşır, her tarafı arar sorar:
“Atımı çalan nerede, kimdir?” Efendi, şu uyluğunun altındaki mahluk ne?
Evet, bu attır; fakat bu at nerede? Ey at arayan yiğit binici, kendine gel!

Can, apaçık olduğundan, pek yakın bulunduğundan görünmez. İnsan, içi su ile dolu, dışı kupkuru küp gibidir. Kırmızı, yeşil ve sarı... bu üç renkten önce ziyayı görmezsen bunları nasıl görürsün?

Fakat senin aklın renkler içinde kaybolduğundan dolayı o renkler senin nuru görmene perde olur. Gece olunca o renkler örtüldü, o vakit rengi görmenin nurdan olduğunu görüp anladın. Harici nur olmadıkça rengin görünmesi mümkün değildir. İçteki hayal rengi de böyledir. Dış renkleri güneş ve Süha yıldızının nuruyla görünür. İç renkleri ise yüce nurların aksiyle görünür.

Gözünün nurunun nuru da gönül nurudur. Göz nuru gönüllerin nurundan meydana gelir. Gönül nurunun nuru da, akıl ve duygu nurundan olmayan, onlardan ayrı bulunan Tanrı nurudur. Geceleyin nur yoktu, renkleri görmedin. Nurun zıddıyla sana sabit oldu ki, önce nur görünür, sonra renk. Bunu da nurun zıddıyla tereddütsüz olarak bilirsin.

Tanrı; bu zıddıyetle gönül hoşluğu meydana gelsin, her şey iyice anlaşılsın diye hastalığı ve kederi yarattı. Şu halde gizli olan şeyler, zıddıyetle ortaya çıkar. Hak’kın zıddı olmadığından gizlidir.

Evvela nura bakılır, sonra renge. Çünkü beyaz ve zenci, birbirine zıt olduğu için meydana çıkar. Sen nuru zıddıyla bildin. Zıt, zıddı meydana çıkarır gösterir. Varlık aleminde Hak nurunun zıddı yoktur ki açıkça görünebilsin.
Hulasa gözlerimiz onu idrak edemez; o, bizi görür, idrak eder. Sen bunu, Musa ile Tur kısasında gör!

Süretle manayı; aslanla orman, yahut ses ve sözle düşünce gibi bil. Bu söz, bu ses, düşünceden meydana geldi. Fakat düşünce denizi nerede? Onu bilemezsin. Ama latif bir söz dalgası görünce onun denizinin de kadri yüce bir deniz olacağını anlarsın.

Bilgiden düşünce dalgası zuhura gelince mana, söz ve sesten bir süret düzdü. Sözden bir şekil doğdu, yine öldü. Dalga kendini yine denize iletti.Süret süretsizlikten çıktı, yine süretsizliğe döndü. Zira biz yine Tanrı’ya döneceğiz.
Şu halde sen her göz açıp kapamada ölüyor, diriliyorsun. Mustafa “dünya bir andan ibarettir” buyurdu.