Mesaj: Kuran Çevirisi - Edip Yüksel
ÖNSÖZ
"KURAN'I MESAJ İÇİN KOLAYLAŞTIRDIK; YOK MU ÖĞÜT ALAN?"
Muhammed Peygamberin vefatından kısa süre sonra cahiliyye devrinin kabileciliğini ve putperestliğini hortlatan münafıklar, birçok müslümanı öldürmüşler ve Emevi'lerin başlattığı şeytani halifelikle birlikte islam'ın mesajını tahrif etmek ve onu ortaçağ Arap kültürüne dönüştürmek için maaşlı dinadamlarını seferber etmişlerdir.
İslam dininin biricik kaynağı olan Kuran'ın anlaşılmaz, detaysız ve yetersiz olduğunu ileri süren müşrik dinadamları, yalnız Allah'a özgülenmesi gereken dini Allah + Peygamber + sahabe + tabiin + mezhep imamları + mezhepte müctehitler + eski alimler ve şeyhler + daha sonra gelen alimcikler ve şeyhciklerden oluşan bir anonim şirketin ortaya koyduğu bir beşerî din çorbası haline dönüştürdüler. (Lütfen şu sure ve ayetlere bakınız: 7:29; 9:31; 16:52; 39:2,11,14; 40:14,65; 42:21; 98:5).
Zamanımıza kadar etkileri süren bu felaketli dönemde Kuran'ın yeterli olmadığı inancı yaygınlaşmış ve ciltlerle hadis ve fıkıh kitapları uydurulmuştur. Bu "mişna"ları kabul etmeyenler sapık ve mürted (dinden dönenler) olarak damgalanmışlar ve hatta işkenceler altında katledilmişlerdir. Ebu Hanife, hadis uydurukçularının gazabına uğrayan ve Emevi ve Abbasi zalimlerinin işkencehanelerinde çile çeken mazlumlardan sadece birisidir. Oldukça şiddetli bir devlet terörünün estiği o günlerde Kuran'a rağmen bambaşka dinler oluşturulmuştur. Kurandaki kavramların anlamını kaydırmak için seferber olunmuştur. Peygamberin okuma yazma bilmediği yalanından, onun insanların gözlerini kızgın çivilerle oyup çölde ölüme terkettiği iftirasına kadar... Taşla öldürme iftiralarından, Kuran'da nasih-mensuh ayetler bulunduğu şeklindeki melanete kadar... Aç bir keçinin yiyerek Kuran'dan çıkardığı taşlama ayetinden, halktan korktuğu için onu Kuran'a sokamıyan hazrete kadar... Mezhepçiliğin kutsanmasından, şefaat mitolojilerine kadar... Hacerül esved denilen işaret taşının putlaştırılmasından, peygamber mezarının ziyaretinin faziletlerine kadar... Peygamberin 30 erkeğin cinsel gücüne sahip oluşundan, sahabenin kadınlarına koşarken orgazm oluşlarına kadar... Aişe anamızın 53 yaşındaki Peygamberle evlenirken 9 yaşında olduğu yalanından, Peygamberin bir gecede 9 kadinla cinsel ilişkide bulunuşuna kadar... Peygamberin Medine'de bir Yahudi tarafından büyülendikten sonra haftalarca şaşkın şaşkın dolaşmasından, açlıktan ötürü zırhını bir yahudinin yanına bir kaç kilo arpa karşılığında rehin bırakmış olarak ölmesine kadar... "Alim"lerin icmasının dini kaynak oluşundan, "sevadül azam" yani "büyük karaltı" masallarına kadar... Miracta Allah ile namaz pazarlığından, ayın mucizevi bir biçimde yarılıp bir parçasının Ali'nin bahçesine düşmesine kadar... Dinden dönenin öldürülmesinden, namaz kılmayanın dövülmesi veya öldürülmesi gerektiğine kadar... Erkeklerin kadınlardan üstün oluşundan, hayızlı kadınların camiye girmemeleri ve Kuran'a el sürmemelerine kadar... kadınları eşekler ve köpeklerle aynı kategoride değerlendirmekten, cehennemi kadınlarla doldurmaya kadar... haremlik ve selamlık yoluyla kadınları hayattan soyutlamaktan, kadınları peçe ve çarşafla örtüp kimliklerinden soymalarına kadar... Erkeklere altın ve ipeğin haram kılınışından, müziğin resmin ve satrancın haram edilişine kadar... Boşama haklarını gasbederek kadınları köleleştirmekten, erkeğin ağzından kazara çıkan bir kaç sözle aileleri dağıtmaya kadar... Zekatı senede bir kereye indirmekten, Haccı birkaç güne sıkıştırmaya kadar... Namazı üç vakitten beşe çıkarmaktan; sünnet, nafile ve teravih namazları uydurmaya kadar... Hayvanlarla ilgili yüzlerce haramlar uydurmaktan, Kureyş'in ağız zevkinin bu konuda dini ölçü kabul edilmesine kadar... Hilafetin Kureyş'in hakkı oluşundan, "la ilahe illallah" demedikçe insanları öldürmenin gerekliliğine kadar... Sakal bırakmanın ve sarık sarmanın faziletinden, kabak sevmemenin peygambere hakaret sayılmasına kadar... Peygambere uymanın hadis kitaplarına uymakla eş anlamlı oluşundan, hadislerin ayetleri iptal edebileceği küstahlığına kadar...
Profesyonel din adamları, insanları Kuran'dan uzaklaştırmak için Kuran'ın zor, anlaşılmaz ve mücmel olduğu yalanını yüzyıllarca empoze ettiler. Kuran'ın anlaşılması için yüzlerce ciltlik rivayet kitaplarının didik didik edilmesi gerektiğine kananlar, Kuran'ı öğrenmeye vakit bula-madılar. Vakit bulanlar ise kafalarını binlerce hurafeyle doldurduklarından ve üstelik Kuran'ı bunlara muhtaç kabul ettiğinden onu anlama şansını baştan kaybettiler. Nitekim, Allah'ın korunmuş Kelamını korunmamış kul sözlerine muhtaç görenler, Kuran'ın anlaşılmasının zor olduğunu iddia edip durdular.
Seneler önce İlahiyat fakültesinin bazı öğretim
görevlilerinin katıldığı bir açık oturuma dinleyici olarak katılmıştım.
Oturumun konusu "Kuran'ın Anlaşılması" üzerine idi.
Oturuma katılan fıkıh hocası, "fıkıh ve fıkıh usulu bilin-medikçe Kuran anlaşılamaz," dedi. İslam tarihi hocası ise "İslam tarihi bilinmeden Kuran anlaşılamaz," dedi. Tasavvufçuya göre "Tasavvuf kavranmadıkça Kuran anlaşılamaz" dı. Hadis hocasına göre de "Hadis ve hadis usulu bilinmeden Kuran anlaşılamaz" dı.
Açıkoturuma katılan dört öğretim görevlisi Kuran'ın anlaşılmazlığında ittifak ve hatta "icma" etmişlerdi. Fıkhı, hadisleri, tasavvufu, ve İslam tarihini anlamak ve doğruları yanlışlardan ayırmak için Kuran'ın, her şeyden önce Kuran'ın bilinmesi gerektiğini söyleyeceklerine; tam tersi bir yolla Kuran'ın önüne yüzlerce ciltlik külliyatı ve çelişki dolu uydurmaları koyuyorlardı.
Muhammed peygamberin biricik şikayetinin "halkının Kuran'dan uzaklaşması" hakkında olması çok ilginç (25:30). Buna rağmen, son peygamberin halkı, daha hicri 1. yüzyılda hadis üretim fabrikaları kurmaya başladı. Bu felaketli davranışın sonucunda Kuran'ı anlamaya verilen mesai alabildiğine azaldı, bunun yerine binlerce çelişkiyi içeren ilkel rivayetler üzerinde ihtisaslaşma baş gösterdi. Rivayet kitaplarını değer-lendirmede ortaya çıkan ihtilafları kurumlaştırıcı usul ve mezhep çalışmalarıyla bu şeytani tuzak güçlendirilerek orijinal evrensel mesaj Arap, Yahudi ve Hristiyan kültürlerinin karması bir din haline dönüştürüldü.
Peygambere yakıştırılan yalanların Hadis ve Sünnet adıyla anılacağını önceden bilen Tanrı, Hadis (söz) kelimesini ayetlerden başka bir söz için kullandığında genellikle kötü bir anlamda kullanır (12:111; 31:6; 33:53; 45:6; 52:34; 66:3). Sünnet (ya-sa) kelimesi de sürekli "Tanrı'nın sünneti" olarak tanımlanır (33:38,62; 35:43; 40:85; 48:23). Dahası, Hadis ve Sünnet'in yanında uydurulan üçüncü öğreti olan İcma (toplu karar) kelimesi de Allah hariç kimin için kullanılmışsa olumsuz bir anlamla mahkum edilir (20:60; 70:18; 104:2; 3:173; 3:157;10:58; 43:32; 26:38; 12:15; 10:71; 20:64; 17:88; 22:73; 54:45; 28:78; 7:48; 26:39; 26:56; 54:44...).
Kuran'ı yeterli görmeyen inkarcılar, Tanrı tarafından
Kuran'ı anlamaktan engellenmişlerdir (17:45; 18:57). Çok ilginçtir
ki, Kuran'ı kaynak olarak yeterli görmeyenler Kuran'ın anlaşılması
ile ilgili ayetlerin bizzat kendilerini anlamamışlardır. Nitekim,
7:3; 17:46; 41:44; 56:79 ayetleri, "hem-tez-hem-kanıt" olan özgün
bir dille kanıtı tezin içine gömen birer sanat eseridir.
Hemen hemen tüm Kuran ciltlerinin arka kapağında Arapça üç ayet yer alır. Elinizdeki Kuran'a bakarsanız büyük olasılıkla 56:77-79 ayetlerinin yazıldığını göreceksiniz. Bütün Kuran'ın içinden neden bu ayetler icma ile seçiliyor merak ettiniz mi? Neden, ellinin üzerindeki isim-sıfatı arasından sadece bir kez burada geçen "Kerim" (Şerefli/Yüce) seçiliyor? Neden Kuran için sıkça kullanılan Zikr (Mesaj), Hakim (Hikmetli), Mübin (Apaçık), Nur (Işık) gibi kelimeler değil de bu ayette geçen Kerim? Neden bu ayet? Neden örneğin, Kuran'ın anlaşılır bir kitap olduğunu üstüste dört kez vurgulayan ayet değil (54:17,22,32,40)? Veya neden 12:111; 15:1; 17:9; 17:88; 17:89; 30:58; 41:3; 55:2 . . . ayetlerinden biri değil? Mesajın "dirileri" uyarmak için gönderildiğini bildiren biricik ayeti içeren YaSin suresini, inadına ölülere hasredenlerin niyetlerinden kuşkulanmaya hakkımız var (36:70).
Kuran'ın bilgisine sahip olanlarınız bu sorunun cevabını iyi bilirler: Müşrik din adamları, bu üç ayeti (56:77-79) icma ile anlamamışlar ve anlamadıkları biçimiyle onların halkın büyük çoğunluğunu Kuran'dan uzaklaştırabileceğini düşünmüşlerdir. Nitekim onlar bu ayetlerin anlamını, abdestsiz olanların Kuran'a DOKUNMAMAları olarak çarpıtırlar. Hayızlı kadınları "pis" olarak değerlendirdiklerini de düşünürsek, anlamı icma ile çarpıtılmış bir ayeti en popüler ayet ve o ayette geçen Kerim kelimesini en popüler sıfat haline getirmelerinin şeytani bir melanetin ürünü olduğu anlaşılır. Kuran'ın bir cep kitabı, bir başucu kitabı olmasını engellemek, Kuran'ı rafa kaldırmak ve duvara çivilemek amacını güden plan ne yazık ki büyük oranda başarıya ulaşmıştır. Kuran, bir tren gibi, yüksek voltajlı bir trafo veya cin gibi çarpacak tehlikeli bir nesneye çevrilmiştir. Kuran, anlaşılması çok zor, dokunulması tehlikeli, ve ulaşılması imkansız "yüce" bir kitap olunca, hoşgelsin hadisler, sünnetler, mezhepler ve din ticareti yapan parazitler.
Günümüz "Müslümanlarının" bildiği ve uygulamaya çalıştığı İslam, yüzyıllar boyu, din adamlarının uydurdukları kurallarla öylesine bozulmuştur ki Muhammed'in bildirdiği islam diniyle ilgisi kalmamıştır. "Ulema" geçinen din adamları, o kadar çok şeriatlar, haramlar, çarşaflar, peçeler, gıdasal yasaklar, sakallar, sarıklar, istincalar, istibralar, misvaklar, sağ ayaklar, sol ayaklar, hadisler, sünnetler, şefaatler, hazretler, efendiler, kerametler, melanetler, evliyalar, şerifler, seyyitler, hırkai şerifler, kılı şerifler, takiyyeler, takkeler, tespihler, tekkeler, mezhepler, tarikatlar, şatahatlar, muskalar, istihareler, hülleler, hileler, türbeler, nafileler, mekruhlar, menduplar, sevaplar, müstehaplar, fetvalar ve palavralar uydurmuşlardır ki İslam dinini Allah'ın doğadaki ayetleriyle çelişen, karmaşık ve yaşanmaz bir dine çevirmişlerdir. Müslüman halkların dünyanın bu kadar gerisinde kalmalarının en önemli sorumluları bu müşrik dinadamları ve onları kullanan politikacılardır. Tanrı bu durumu düzeltmek ve mesajını hurafe ve bidatlerden arındırmak için "büyüklerden biri" diye nitelediği mesajı gönderdi bize (74:30-35).
Maalesef, bugün müslümanlık iddiasında olanların büyük çoğunluğu, Muhammed peygamberin tebliğ ettiği din yerine onun baş düşmanları olan Ebu Cehil'in ve Ebu Leheb'in savunduğu şirk ve cehalet dinini izlemektedirler. Ne var ki Allah'ın verdiği söz gelmiş ve yüzyıllardır anlaşılmaz ve yetersiz diye damgalanarak köşeye atılan Kuran'ın mesajı karanlıkları dağıtmaya başlatmıştır.
Ördükleri örümcek ağlarının ve cehalet duvarlarıyla oluşturdukları karanlıklarının dağılacağını hisseden profesyonel dinadamları ve onların kör izleyicileri büyük görültüler koparabilir. Bu çevirinin halka ulaşmaması için ellerindeki tüm imkanları kullanabilirler; hakaret, iftira ve yaygaralar ile gerçeğin işitilmesini engellemek isteyebilirler.
Çırpınışları boşunadır. Zira, mesaj tüm aydınlığıyla artık dünyayı aydınlatıyor. Ne ülkelerin sınırları bunu engelleyebilir, ne despot yönetimlerin yargıçları ve yasaları, ne de engizisyon mantalitesine sahip olanların fetvaları. İslam'da reform gerçekleşecek ve din sadece Allah'a has kılınacaktır. Allah'a Hamdolsun.
Kuran, tüm Kuran, başka şey değil sadece Kuran.
Ocak, 1999
Arizona, USA
Dr. Edip Yüksel
NİYE DİPNOTLAR VE BAŞLIKLAR?
Kuran'ın orijinal dilinde mevcut olup çeviri ile birlikte kaybolan detaylara dikkat çekmek amacıyla bazan dipnotlara gerek duyduk. Çeviri konusunda deneyimi olanlar bunu çok iyi bilirler. Çeviride ilke olarak, kelimelerin sözlük anlamlarına sadık kalmaya gayret ettim ama kelimelerin Kuran içindeki kullanışları yüzünden yüklenen nüansları tercih ettim. Kelime kelime çevirinin orijinal dildeki anlamı kaybetmesi veya çarpıtması durumunda da anlamı tercih ettim. Nitekim, Kuran, çeviri konusunda bize yol gösterir. Kuran'da bize tekrar edilerek aktarılan tarihi olaylarda geçen konuşmaların Tanrı tarafından yapılan Arapça çevirileri farklılık arzeder (7:12-17 ile 15:32-40 ayetlerini; 11:78 ile 15:67-74 ayetlerini; 20:10-24 ile 27:7-12 ile 28:29-35 ayetlerini karşılaştırınız). Allah tarafından Kuran'daki matematiksel sistemin bir parçası haline sokulan konuşmaların Kuran'daki çevirileri, çevirilerde anlamın yansıtılmasını öngürür. Bunu bazan parantezlerle, bazan da dipnotlarla gerçekleştirmeye çalıştık.
Orijinal metnin amacını yansıtma amacın ötesinde, dipnot ve başlıkları; yüzyıllar boyunca Kuran'ın ve islamın mesajını dejenere eden, kelimelerin ve ifadelerin anlamlarını çarpıtan geleneksel öğretileri ifşa etmek için, kirlenmiş ve koşullanmış zihinleri uyarmak için kullandım. Ne var ki, herkesin her ayeti benim gibi anlamasını beklemiyorum. Tam tersine, bu çevirinin kritik bir inceleme ile ve diğer çevirilerle karşılaştırılarak okunmasını isterim. Her Kuran öğrencisi kendisine özgü bir anlayış nüansına sahip olacaktır kuşkusuz. Bazı yorumlarım yanlış veya ilişkisiz olabilir. Ayetlerin anlam ve işaretine sadık kalmaya özen göstermekle birlikte bazan sınırı aşmış olabilirim. Örneğin, ancak üçte ikisini kendi ailem için gerçekleştirebildiğim bir öneriyi 33:5 ayetinin altına dipnot olarak düşmek istedim ama son anda vazgeçtim:
* 33:5 Bu ayetin kapsamı içine doğrudan girmeyen, ama teğet geçen bir gelenekten sözetmek istiyorum: Evlendiklerinde kadınların soyadlarının değiştirilmesi... Bu gelenek, kadınlara ve kızçocuğuna sahip olan ailelere haksızlık etmektedir. Kadınlar evlendiklerinde kimliklerini değiştirmemeli. Şöyle bir önerim var: Diyelim ki Ali Murat Öztürk ile Fatma Zeynep Özkürt evlendiler ve Meryem ve Oğuz adlarında iki çocuk sahibi oldular. Bu durumda çocukların isimleri Meryem Öztürk Özkürt ve Oğuz Özkürt Öztürk olacak. Böylece hem annenin soyadı korunacak, hem de babanın. Çocukların isimlerinden de onların hem ana ve hem baba taraflarını öğrenmek mümkün olacak.
"Ültramodern" önerilerimin, geleneksel doğmalar içinde beyinlerini dondurmuş olanların eleştirilerine haklılık kazandırabileceği endişesiyle, dipnotları bu tür önerilerden ve fikirlerden korumaya çalıştım. Eleştirmenler'in "ama beceremedin" diye haykırdıklarını işitiyorum. Doğrusu pek umurumda değil. Kuran'ı izleyen hiç bir müslümanın, Edip Yüksel'e ait düşünceleri kaynak olarak alması veya otorite olarak görmesi mümkün değildir.
Müslümanlar, hadis ve mezhep kitaplarını, Dekart, Leipniz, Spinoza, Kant, Miller, Niçe, Marks ve Engels'in kitapları dahil her kitabı okuyabilirler, her düşünceyi dinleyebilirler, her Kuran çevirisini okuyabilirler ve hepsinden de yararlanabilirler. Ancak, inançları ve dinleri için, Allah'ın sözlü ayetlerinden (kitap) ve doğadaki ayetlerinden (evrendeki fiziksel yasalar) başka hiç bir bilgiyi "kaynak" ve "otorite" edinmezler. Aradaki bu farkı kavrayamayacak düzeyde olanlara gelince, onlar bu anlayışsızlıklarında samimiyseler zaten mükellef olmazlar! Ölünce, diğer yaratıklarla birlikte doğrudan cennete girerler (6:38).
Dipnotlar ve başlıklar otorite değildir. Bunları "Edip Yüksel abi " veya belki ben öldükten yüzyıl sonra "Hazret-i Edip Yüksel şöyle yazdı" diye benden dolayı bir otorite olarak kullanan cahiller ve müşrikler çıkabilir. Benim kitaplarımı ve notlarımı dinleri için otorite olarak gören şaşkınlar çıkarsa, onlar, benim şiddetle eleştirdiğim şeyhleri, dinadamlarını, imamları izleyen mukallitlerle aynı hastalığa tutulmuşlar demek. Kuskusuz, bilmeyenler bilenlerden öğrenebilir. Bir konuyu benden daha fazla araştırmış birisinden öğrenmek benim için bir nimettir. Ancak bu öğrenme, "falanca hocaefendi şöyle buyurdu" mukallitliğiyle değil, "falanca'nin iddiasi veya yorumunun şu bölümü şundan veya bundan dolayi doğru, ama su bölümü ise şundan veya bundan dolayi yanlış..." gibi fikirlerin ve tezlerin analitik ve kritik incelemesine bagli olmali. Vaktimiz bolsa, uydurma, yalan ve müşrikçe öğretilerle dolup taşan hadis ve mezhep kitaplarını da okuyabiliriz. Ne var ki, onları asla bir otorite ve kaynak olarak kabul etmemeliyiz.
Kuran ayetleri üzerindeki yorumlar, isim veya şöhretten dolayı değil, doğru olduğu için kabul edilmeli. Bir yorum veya iddia yanlışsa onu yazan veya söyleyen insanın ismine, makamına, kimliğine bakmadan reddetmelidir (17:36).
Bu çeviri kuşkusuz hatalar içermektedir. Mevcut hataların, Mesajın önemli ilkelerini tahrif etmediğine inanıyorum. Bu konuda elimden gelen gayreti gösterdim. Çeviriyi yaparken 20:114; 55:1-2; 42:38; 2:286: 22:2-3 ve 11:88 ayetlerini sık sık hatırlamaya çalıştım. Bu çeviride mevcut hataları mektupla, basın yoluyla veya kitap yoluyla ortaya koyacak herkese önceden teşekkür ederim. Basın ve yayın dünyasında yapılan eleştiriler <www.yuksel.org> veya <www.19.org> yoluyla bana haber verilse memnun olurum. Hatta "Kuran Çevirilerindeki Hatalar" adlı kitabıma karşılık vermek için bu çeviriyi bir fırsat bilecek olan Hadisçi Sünnetçi dinadamlarının kılı kırk yararak yapacakları muhtemel eleştirilerin içinde haklı olanlar varsa, onları bir dahaki basım için memnuniyetle düzelteceğim.
Bu çeviri, binlerce okurun süzgecinden ve kritik incelemesinden geçip evrimleşecektir. Ne var ki, tüm hatalarına rağmen bu çeviri, Allah'ın dinini bir şirket dini olarak gören ve O'nun sözüne uydurma öğretileri eş koşan dinadamlarının çevirilerinden kategorik bir farka sahiptir.
KURAN'I OKUYUP İNCELEMEK İSTEYENLERE BAZI HATIRLATMALAR VE ÖNERİLER
Kuran'ı araştırıp incelemenin metodolojisi Kuran tarafından verilir. Allah'ı öğretmen olarak kabul ederek Kuran'ı sıkça okursan bu metodu kendin öğrenebilirsin. Aşağıda sunacağım maddeler kapsamlı olmayıp acele hazırlanmış bir listedir.
1. Allah'ın sözünün mükemmel, detaylı ve tamam olduğuna inanmalısın (18:109; 6:114-115). Ahirete kuşkusuz bir inançla inanmalısın. Sadece Allah'a kulluk etmeli; dinini sadece O'na özgülemelisin. Herhangi bir biçimde Allah'a şirk koşmak Kuran ile kişinin arasına perde koyar (6:25; 17:46).
2. Kuran'ı öğrenme ve bilgini arttırma konusunda iyimser olmalısın. Kuran, bindörtyüz yıl önce inen bir kitap olmasına rağmen çoğunluğu müminler tarafından rahatlıkla anlaşılır bir kitaptır. İlginçtir ki, Kuran'a diğer öğretileri ortak koşan müşrikler Kuran'ın çok zor olduğunu itiraf etmektedirler. Bu, halkı Kuran'dan soğutmak ve ayırmak amacını güden şeytani bir iddiadır. 54:17,22,32,40.
3. Kuran'ı anlamak için beynini kullanmalısın. Hurafeleri, iddiaları, rivayetleri soruşturup irdelemeden kabul edersen düşünme yeteneğini dejenere etmiş olursun ve Kuran'dan yararlanamazsın. 8:22; 10:100; 17:36.
4. Kuran'ı bir organizma gibi değerlendirerek, her bir elementi, tüm içerisindeki anlamı üzerinde değerlendirmelisin. Ayetler birbirini açıklar. Kelimeler birbirini... 38:29; 11:1.
5. Sabırlı olmalısın. Her birşeyi öğrenmenin bir zamanı var. Anlamakta güçlük çektiğin ayetleri anlamak için acele etmemeye, spekülasyonlara girmemeye çalış. Her hangi bir ayetin anlamının sana inmediğini hissediyorsan 20:114 ayetine uyarak sabırlı ol ve "Rabbim bilgimi arttır" diye yardım iste. Unutma Kuran'ın asıl öğretmeni Allah'tır (55:1-2).
6. Uzmanlara, bilimadamlarına, Kuran üzerinde araştırma yapmış olanlara danış. Hiç bir bilgiyi körü körüne kabul etme. Kuran'ın ayetlerinin ayetlerle açıklamasına bir örnek ise, sen kendin onu Kuran'da görüp anlamadıkça o yorum kimden gelirse gelsin kabul etme. Doğadaki bilimsel ayetlere göndermede bulunan Kuran ayetleri üzerinde bir yorum ise, konunun bilimsel değerini incele ve karşıt görüşleri öğrenmeye çalış. Anlamayacağın ve araştırıp değerlendiremiyeceğin kadar komplex bir "bilimsel" yorumsa, hiç yaklaşma; aksi taktirde anlamadığın bir şeyi papağan gibi tekrarlamış olursun. 17:36; 3:7; 9:122.
7. Bazı ayetlerin anlamlarının gerçek anlamı veya işareti zamana bırakılmıştır. Gelecekle ilgili birçok ayeti gelecek kuşaklar bizden daha iyi anlayacaklar. Örneğin, 44:10, 18:83-99 ayetlerin detayı bunlar gerçekleşmeye başladığı zaman anlaşılacak. Tıpkı 74:30 ayetinin gerçek anlamının 1974 yılında ortaya çıkması gibi.
8. Herhangi bir alandaki bilgi yetersizliğimiz o konularla ilgili Kuran ayetlerini anlamamıza engel olabilir. Onun için matematik, astronomi, biyoloji, fizik, kimya, tarih, sosyoloji, psikoloji, felsefe, hukuk, mühendislik, tıp ve diğer disiplinlerde ne kadar geniş ve derin bilgiye sahipsen o kadar zengin bir anlayışa sahip olacaksın. Tanrı Kuran'ın ifadeleri ile doğaya koyduğu fiziksel yasaları aynı kelime ile, "ayetler" kelimesiyle, ifade eder. Sözlü Kitabın ayetleri ile Evren Kitabının ayetleri arasında çelişki olamaz (4:82). Bilimsel bilginin diğer tüm bilgiler gibi evrim içinde olduğu ve doğruya yaklaşma konusunda sürekli adımlar attığını unutmamak gerekir. Örneğin, dünyanın yuvarlak olduğu ve Güneşin etrafında dönmekte olduğu kanıtlanmış ve artık kuşku olmayan bir gerçek. Ne var ki, quantum teorisi hala gelişme ve öğrenilme süreci içinde... Sosyal bilimlerde objektif gerçeklerin bulunmasının daha zor olduğunu da unutmamalısın.21:30; 51:47; 71:14-17; 96:2.
9. Kuran'ın mesajına gönül vermiş dostlarıma bir önerim var: Bölgenizde Kuran çalışmaları düzenleyin. Haftanın bir akşamını, örneğin Cuma akşamını, erkeklerin ve kadınların topluca katılacağı Kuran çalışmaları için ayırın. Her hafta için biriniz dersi vermek için gönüllü olsun. Haftada birbuçuk saatlık böyle toplu bir çalışmanın önemli yararını göreceksiniz. İlk Sure'den başlayarak her hafta beş-altı sahife okuyup tartışırsanız yaklaşık iki yılda "hatmetmiş" olacaksınız. Tabii ki Kuran'ı anlayarak ve öğrenerek... Böyle bir çalışma için her kitabı ve her bilimi ve her bilgiyi kullanabilirsiniz. Ne var ki, ayetleri anlamakta kitabın ismi veya yazarı değil, bilginin doğruluk değeri kriter olmalı. Allah'ın dininin tek kaynağının Kuran olduğu ve gerçeğin tek otorite olduğu unutulmadan....
10. Kuran çalışmalarına katılmak isteyenlerin birbirleriyle tanışmasını sağlamak için <www.yuksel.org> sitesi ve <yuksel@yuksel.org> mektuplaşma adresi yoluyla iletişim kurabilirsiniz. Bana göndereceğiniz mektuplarda isminizi, adresinizi, telefon numaranızı, yaşınızı, tahsil durumunuzu ve varsa mesleğinizi bildiriniz. Mektuplarınızın oz ve duzenli olmasına ve bu cumledeki gibi temel harflerle yazılmasına ozen gosteriniz. Mektubunuzu aldıktan sonra sizinle aynı bölgede yaşayan diğer müslümanlarla tanıştırmaya çalışırım, inşallah. İslam'da reform hareketi ev ve mahallelerden başlayıp şehir, ülke ve dünya çapına ulaşmalı.
11. Camilerde imamlık ve müezzinlik yapanlara da birkaç sözüm var. Kuran'dan başka kaynakları reddetmek ve dini sadece Allah'a hasretmek cesareti ve feraseti göstermişseniz belli bir süre sizi zorlu günler beklemektedir (29:2-3; 20:70-73). Kuran'ın mesajını iletmeye ve ona göre ibadet etmeye başladığınız anda, arkanızda kuzu kuzu namaz kılan bir çok cahilin, "biz geçmiş atalarımızdan böyle birşey işitmedik; bu bir bidattir," diye yaygara koparacakları büyük bir olasılık. Bidatlar zamanla yerleştikten sonra, maalesef onlara karşı çıkmak bidat olarak değerlendirilebiliyor. Cemaat içinde konuyu tartışabilecek bir düzeye sahip olanlar varsa bunu değerlendiriniz; olur ki mesajı alır arınırlar.
Ama, cemaatten önce Diyanet veya Müftülükten bir uyarı alabilirsiniz. Laik geçinen devletin Diyanet işleri teşkilatı ortaçağ müşriklerinin uydurduğu dini ayakta tutmak için alabildiğine gayret gösterecektir. Statükoyu korumak isteyen ve oylara tapan politikacılar da bu ihanete destek olacaklardır. Kuran'a göre bir din yaygınlaşsa ne dinadamlarının meslekleri kalır, ne de politikacıların yalanları oy toplayabilir. Bir sanatları ve başka bir yetenekleri de olmadığı ve hayata yeniden başlama azmi gösteremedikleri için geleneksel hurafelere ve mezhepçi öğretilere dört elle sarılacaklardır. Bu durumda sana önerim:
Rabbinden yardım iste ve O'na güven. Senin gibi inananları bulup birbirinizle dayanışma halkaları oluştur. Birinizin evini mescid edinin ve orada Kuran çalışması yapınız. Çalışmayı kollektif olarak yapmaya çalışın ve namaz kıldırma işini eskiden olduğu gibi tekeline alma. Herkes namazı kıldırabilsin; hutbeyi verebilsin. Bu arada geçimini sağlamak için üretim veya hizmet dalında iş bulmaya çalış. Elektrikçi, marangoz, oto tamircisi, badanacı olmak veya lokantada yemek servisi yapmak; maaşlı bir imam, müezzin veya müftü olmaktan çok daha şereflidir. Gençsen, üniversiteyi tekrar düşün ve gelecekte piyasası olabilecek bir meslek öğrenmeye bak.
Kim Tağut'a (Azgın'a) kulluk etmekten kaçınır ve ALLAH'a yönelir-se onlar için müjde vardır. Kullarımı müjdele. Onlar ki sözü dinlerler ve en güzeline uyarlar. Onlar, ALLAH'ın yol gösterdiği kimselerdir. Onlar akıl sahipleridir. (39:17-18).