İstanbul’un Fethi ve Kıyamet Alametleri

FacebookTwitterGoogle GmailShare

İstanbul’un Fethi ve Geleceği bildiren Hadisler

Edip Yüksel
6 Ekim 2012

Fatih Sultan

“Madem Hadisler uyduruk o zaman neden çoğu Hadisler günümüzde oluyor? Misal İstanbul’un fethi edileceği yazıyor ve bildiğiniz kadarıyla gerçekten de öyle oldu! Ve buna benzer çok şeyler.”

Hadislerin uydurulduğu dönemde İstanbul’u fethetmeyi hayal eden birçok Emevi ve Abbasi kralı vardı… Ayet uydurmak çok ama çok zor olduğu için hadis uydurdular… Uydurdular da uydurdular…  Konuyla ilgili olarak İslami Reform için Manifesto adlı kitabımdan bir alıntı yapayım:
***

Muhammed’e ait olduğu öne sürülen binlerce hadis onun ölümünden hemen sonra uydurulmaya başlandı, ikiyüz yıl sonra devşirildi, ve yüzyıllar sonra ‘sahih’ hadisler adı altında kitaplaştırıldı. Hadislerin uydurulma amaçları şöyle sıralanabilir:

  • bir mezhebin öğretilerini bir başkasına yeğlemek (abdesti bozan nedenler, yasak olan deniz ürünleri);
  • isyancıları etkisiz kılmak için hükümdarın yetke ve uygulamalarını övmek ya da haklı göstermek (Mehdi ve Deccal);
  • bir kabile ya da hanedanın çıkarlarını gözetmek (Kureyş kabilesini ve özellikle Muhammed’in sülalesini kayırma);
  • cinsel istismarı ve kadın düşmanlığını haklı göstermek (Ayşe’nin yaşını küçük göstermek, kadınların namazına engel olmak);
  • dehşet, baskı ve diktayı haklı göstermek (Ureyne ve Ukeyle halkından bazılarını işkenceden geçirmek, Medine’deki Yahudi halkı yok etmek, şiirle eleştiri yapan bir kadın ozanı öldürmek);
  • ibadete ibadet, dindarlığa dindarlık eklemek (nafile namazlar);
  • hurafeleri diriltmek (büyücülük yapmak, Kabe’nin yanındaki kara taşa tapınmak);
  • bazı nesne ve edimleri yasaklamak (hayvan ve insan resmi yapmak, müzik aleti çalmak, satranç);
  • Yahudi ve Hristiyanların inanç ve uygulamalarını İslama sokmak (taşla öldürmek, sünnet etmek, başörtüsünü dayatmak, inzivaya çekilmek, tesbih çekmek);
  • İslamdan önceki Mekke’de yaygın olan inanç ve uygulamaları yeniden yaşama geçirmek (şefaat, kölelik, aşiret tutkusu, kadın düşmanlığı);
  • halkı hoşlandıran öyküler uydurmak (‘miraç’ta göklere çıkıp namaz pazarlığı yapmak);
  • Muhammed’i tanrılaştırıp onu öteki peygamberlerin üstüne çıkarmak (ayın parçalanması dahil bir sürü mucize);
  • tektanrıcılara karşı hadis kullanmak (yalnızca Kuran diyenleri suçlamak); ve hattâ
  • bir çiftliğin ürünlerini tanıtmak (Ajwa bölgesinde yetişen hurmaların üstünlüğü) …

Anılan bu amaçlara ek olarak Kuran’daki ‘muğlak’ veya ‘anlamsız’ kelime ve ifadeleri açıklamak, hadislere aykırı ayetleri çarpıtıp uyarlamak, veya Kuran dışı eften püften bilgiler sunmak için de bir sürü hadis uyduruldu (Örneğin: Sakar, 2:187; 8:35 …)

***

Kiyametin alametleri diye bilinen hadisler tarih boyunca insanların sürekli şikayet ettiği konulardan söz ediyor.. İşin ilginci o kiyamet alametleri hadislerini okuyanlar sürekli kıyameti yakın hissetmişler… Zodiyak falı gibi genel ifadeler…

Mehdilik hadisleri uydurtan ceberut ve fasık sultanlar halkı savaşa teşvik için hadisler de uydurttular… İstanbul’un fethi de onlardan birisi. Ortada iki şık vardı; binlerce şık değil… Ya fethedilecek veya edilmeyecek. Yüzyıllarca fethedilmedi ve kimse yalandır demedi… Zira bunun yanlışlanması mümkün değildi. Zaman vermiyor ki… Ancak kıyamet koptuktan sonra millet gerçekleşmediğine tanık olacaktı…

Yani bu yalanın tutma ihtimali Arapların veya Araplaşanlardan birinin İstanbul’u fethetme şansı yüzde 50’den de fazla idi. Duran bir saatın her gün doğru zamanı gösterme şansından bile az; zira yüzlerce ve hatta binlerce yıl içinde bir kez tutması yeterli oluyor. Aradan yüzyıllar geçtikten sonra cariyelerle ve oğlanlarla saraylarda aşna-fişna olan bir bebek katili meğerse peygambere yakıştırılan uydurma hadisin kehanetini gerçekleştirmiş. O hadiste ne isim var, ne yer belirtilmiş, ne de tarih…

Ben de bir iki hadis uydurayım:

İbni Sadreddin el-Bitlisî, İbni Sarata el-Norşinî’den,  o da Ebu Metin vel-Yahya el-Tucsonî’den, o da el-Reculu ellezi lam ya’kal el-kebabe fil-Adana aleyhisselam’dan işitti ki: “

“İleride insanlar su için birbirlerini katledecekler. O güne yetiştiğiniz vakit, yağmur için dua ediniz.”

İbni Sadreddin el-Bitlisî, İbni Sarata el-Norşinî’den,  o da Ebu Metin vel-Yahya el-Tucsonî’den, o da el-Reculu ellezi lam ya’kal el-kebabe fil-Adana aleyhisselam’dan işitti ki: “

“İleride insanlar birbirlerine yaklaştıkça birbirlerinden uzaklaşacaklar. Komşu komşuyu tanımayacaktır. İnsanların çoğu göbeklerinden dolayı ayaklarını göremeyecektir. Namazda doksan derece rukû yapamayacaktır. O güne yetişirseniz Ebu Zer’i Gifari’yi hatırlayın. O gün insanlar yalnız yaşayacak, yalnız ölecek, yalnız haşrolacak.”

Buna benzer binlerce hadis uydurulabilirim. Dahası, araya saçma sapan kehanetler de ekleyeceğim. Her nedense halkın çoğunluğu belli bir dozda abartmalar, yalanlar, palavralar istiyor. Yalan ne kadar büyük olursa inananlar o kadar çok oluyor. Zaten ileride bunların bir kısmı tutacaktır. Salak insanlar tutmayanları görmeyecek  ve tutanları büyük kehanet diye birbirlerine anlatacaklardır J

Kiyamet Alametleri ile ilgili hadisleri derleyen güzel bir makale buldum. O makalede listelenen hadislerde kiyametin alameti diye sunulan olayların geçmişte de varolan o hadisi uyduran ve inanan topluluğun olumsuz bulduğu olaylar olduğuna dikkat ediniz. Bunlardan bazıları dini konulardaki mezhep ayrılıklarında karşı mezhebin iddialarını olumsuz göstermek için uydurulanlardır… İşin ilginci bu şikayetlerin hemen hepsi yüzyıllar boyu her nesil tarafından sanki kendi zamanlarında gerçekleşmiş olaylardır…

Peygamberin geleceğini bilmediğini bildiren Kuran’a inat peygambere gelecekle ilgili bir sürü hadisi iftira ile yakıştıranların ürettiği aşağıdaki hadislerin hiçbirisi gelecekle ilgili bir bilgi üretmiyor. Eğer çok yeteneksiz birisi değilseniz, yazdıktan sonra çöpe atmanız koşuluyla aşağıdaki listeden daha kaliteli “kiyamat alametleri” uydurabilirsiniz…

Kıyamet Alametleri ile ilgili Uyduruk Hadisler

Ahmet Özgen

http://www.sevde.de/kiyamet/Kiyamet.htm

Hadis külliyâtları ise Kıyâmet’ten önce ortaya çıkacak alametlerden söz eden çok sayıda hadis ihtiva eder. İslâm bilginleri hadislerde dile getirilen alametleri nitelikleri açısından değerlendirerek bunları Küçük Alametler (Alâmât-ı Suğrâ) ve Büyük Alametler (Alâmât-ı Kübrâ) olmak üzere iki başlık altında toplamışlardır. Âhir zaman olarak tanımlanan Kıyâmet öncesi donemde dini duygu, düşünce ve davranışların zayıflaması, dini kurallara gereken önemin verilmemesi, ibadetlerin terkedilmesi, ahlaksızlığın çoğalması biçiminde kendini gösteren Küçük Alametler’in başlıcaları şu şekilde sıralanabilir:

  • İnsanların bina yapmakta birbiriyle yarışmaları (Buhârî, Fiten, 25; bk. Tecrid-i Sarih Terc; 1/58).
  • İnsanların ölümü temenni etmeleri (Buharî, Fifen, 25; Müslim, Fiten, 53-54)
  • Câriyenin efendisini doğurması (Müslim, İmân, 1).
  • Hicaz’da bir ateşin çıkarak Busra’da (Şam yakınlarında bir yer) develerin ayaklarını aydınlatması (Buhârî, Fiten, 24; Müslim, Fiten, 42).
  • Fırat nehrinin sularının çekilerek, nehir yatağından altın çıkması (Müslim, Filen, 29-31).
  • İkisi de hak iddiasında bulunan iki büyük İslâm ordusunun birbiriyle savaşması (Buhârı, Fiten, 25; Müslim, Fiten, 17).
  • İslâmî ilimlerin ortadan kalkması, cehaletin artması (Buhârî, Fiten, 4).
  • Depremlerin çoğalması (Buhârî, Fiten, 25).
  • Zamanın yaklaşması, gece ile gündüzün eşit olması (Buhârî, Fiten, 25).
  • Cinâyetlerin çoğalması, fitnelerin zuhur etmesi (Buhârî, Fiten, 4; Müslim, Fiten, 18).
  • Yahudilerle Müslümanların savaşmaları, Müslümanların Yahudileri öldürmesi (Tecrid-i Sarih Tercümesi, VIII, 341; Müslim, Fiten, 79-82).
  • Zinanın açıkça işlenmesi, içki tüketiminin artması, kadınların çoğalıp erkeklerin azalması (el-Ali en-Nâsif Tac, 5/335).
  • Kahtân’dan bir kişinin çıkarak, insanları asâsı ile sevketmesi Buhârî, Fiten, 23).

Kıyâmetin büyük alâmetleri ise şu hadis-i şerifte toplu olarak zikredilir: Huzeyfetu’l-Gifarı (r.a)’den rivayet edilmiştir: Biz bir gün kendi aramızda konuşurken, Hazreti Peygamber yanımıza çıkageldi. Bize “Ne konuşuyorsunuz?” dedi. Biz de “Kıyâmet gününden konuşuyoruz” diye cevap verdik. Hazreti Peygamber” Şüphesiz on alâmet görülmedikçe kıyamet kopmayacaktır” dedi ve “Deccâl’i, dumanı(duhan), Dâbbetü’l-arz’ı, güneşin batıdan doğmasını, İsa (a.s.)’ın yere inmesini, Ye’cûc ve Me’cuc’u, doğuda, batıda ve Arap yarımadasında olmak üzere üç yer çöküntüsünü, son olarak da Yemen’den çıkarak insanları Mahşere sürecek ateşin vuku bulacağını söyledi” (Müslim, Fiten, 39).

Kıyâmetin bu on büyük alameti başka hadislerce ya da İslâm bilginlerince şu şekilde açıklanır:

  1. Deccal’in ortaya çıkışı: Deccâl, kıyâmette zuhur edecek yalancı bir kişidir, İslâm Dini’ni ve müslümanları ifsad edip, kötülüğe ve bozgunculuğa sevketmek isteyecektir. Deccal’in sağ gözünün kör olduğu, iki gözünün arasında “kâfir” yazdığı, çocuğunun olmadığı, Medine’ye ve Mekke’ye giremeyeceği, ortaya çıktıktan sonra yeryüzünde kırk gün kalacağı, bu süre içerisinde istidrac türünden bazı olağanüstü olaylar göstereceği, daha sonra da yine kıyâmetin büyük alametlerinden olan Hz. İsa’nın yeryüzüne inmesiyle onun tarafından öldürüleceği sahih hadislerde belirtilmiştir (Buhârı, Fiten, 26; Müslim, Fiten, 37, 39, 40, 91, 101, 110, 112).
  2. Duhan’ın çıkışı: Duman anlamına gelen duhan da kıyâmetin büyük alametlerinden biridir (Müslim, Fiten, 39). Kıyâmetin vukuundan önce dünyayı bir duman bulutu kaplayarak, kırk gün ve kırk gece kalacak, mü’minler nezleye tutulmuş gibi, kâfirler ise sarhoş gibi olacaklardır.
  3. Dabbetü’l-arz’ın çıkışı: Kıyâmet’ten önce çıkacağı bildirilen bir yaratıktır. Kelime anlamı “yer hayvanı” demektir. Kur’an-ı Kerim’de “Kendilerine söylenmiş olan başlarına geldiği zaman, yerden bir çeşit hayvan (dâbbe) çıkarırız ki o, onlara, insanların âyetlerimize kesin olarak inanmadıklarını söyler” (en-Neml, 27/82) buyurulmaktadır. Hz. Peygamber Dâbbetü’l-arz hakkında “Çıkacak olan kıyâmet alametlerinden ilki, güneşin batı tarafından doğması ile, bir kuşluk vakti insanlara karşı bir dâbbenin (hayvanın) zuhurudur. Bu iki alametten biri, arkadaşından evvel olur. Akabinde diğeri de onun izi üzerinde yakın olarak meydana gelir” (Müslim, Fiten, 118) buyurmuştur.
  4. Güneşin Batıdan doğması: Güneş batıdan doğacak, insanlar topluca iman edecek, ancak daha önce iman etmemiş olanların imanları kendilerine bir yarar sağlamayacaktır (Tecrid-i Sarih Tercümesi, XII 307; Müslim, Fiten, 118).
  5. Hazreti İsa (a.s)’ın inmesi: Ehl-i sünnet itikadına göre Kıyâmetin vukuundan önce Hazreti İsa yeryüzüne inecek, hristiyanları İslâm’a davet edecek, Deccâl’i öldürecek, Hazreti Peygamber (s.a.s)’in şerîati ile hükmedecektir (Buhârî, Büyû, 102; Müslim, İmân, 242-247).
  6. Ye’cûc ve Me’cûc’ün çıkışı: Kıyâmetin vukuundan önce çıkarak “yeryüzünde bozgunculuk yapacak” (el-Kehf, 18/94) olan asılları ve soyları belirsiz iki insan topluluğudur (Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, IV, 3288). Hz. ZülKarneyn’in önlerine yaptığı seddin yıkılarak (el-Enbiya, 21/96) açılması ile yeryüzüne dağılacaklar insanlara saldıracak, kentleri yakıp-yıkarak harabe haline getireceklerdir. Bazı rivayetlerde bu seddin Çin seddi olduğu zikredilir (Muhammed Hamdi Yazır, a.g.e., IV, 3291, 3374; Buhârı, Enbiyâ, 7; Müslim, Fiten, 1,2).
  7. 8.9. Doğuda, Batıda, Arap Yarımadasında olmak üzere üç bölgede yer çöküntülerinin meydana gelmesi de Kıyâmet’in büyük alametlerindendir (Müslim, Fiten, 39).
  8. Yemen’den çıkacak olan büyük bir ateşin insanları önüne katarak sürmesi (Müslim, Fiten, 39).

Ebu Davud ve Tirmizi’nin Sünen’lerinde yeralan bazı hadislere göre Mehdî’nin çıkması da Kıyâmet’in büyük alametlerindendir (Sünen-i Tirmizî, IV, s.1-93: Sünen-i Ebu Davud, N. Şr. M.Abdul Hamid IV, 100, 106).

Hz. Peygamber (s.a.s), Kıyâmetin kötü insanlar ve kâfirler üzerine kopacağını bildirmiştir. Bu hadislere göre Kıyâmet kopmadan önce mü’minlerin ruhları alınacak ve onların âhirete göçmeleri sağlanacaktır (Buhari, Fiten, 5; Müslim, imare, 53).

Mehdi ile ilgili Uyduruk Hadisler

  • Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Nefsim kudret elinde olan Zât-ı Zülcelâl’e yemin ederim! Meryem oğlu İsâ’nın, aranıza (bu şeriatle hükmedecek) adâletli bir hâkim olarak ineceği, istavrozları kırıp, hınzırları öldüreceği, cizyeyi (Ehl-i Kitap’tan) kaldıracağı vakit yakındır. O zaman, mal öylesine artar ki, kimse onu kabul etmez; tek bir secde, dünya ve içindekilerin tamamından daha hayırlı olur.” Sonra Ebu Hureyre der ki: “Dilerseniz şu ayeti okuyun. (Mealen): “Kitap ehlinden hiçbir kimse yoktur ki, ölümünden önce onun (İsa’nın) hak peygamber olduğuna iman etmesin. Kıyamet gününde ise İsâ onlar aleyhine şâhitlik edecektir” (Nisa 159).
  • Buhari, Büyû’ 102, Mezalim 31, Enbiya 49; Müslim, İman 242, (155); Ebu Dâvud, Melâhim 14, (4324); Tirmizi, Fiten 54, (2234).
  • Hz. Câbir radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Ümmetimden bir grup, hak için muzaffer şekilde mücadeleye Kıyamet gününe kadar devam edecektir. O zaman İsa İbnu Meryem de iner. Bu müslümanların reisi: “Gel bize namaz kıldır!” der. Fakat Hz. İsa aleyhisselam: “Hayır! der, Allah’ın bu ümmete bir ikramı olarak siz birbirinize emirsiniz!” Müslim, İman 247.
  • İbnu Mes’ûd radıyallahhu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Dünyanın tek günlük ömrü bile kalmış olsa Allah, o günü uzatıp, benden bir kimseyi o günde gönderecek.” İbnu Mes’ûd: “Resûlullah yahut da şöyle buyurmuştu der: “…Ehl-i beytimden birini, ki bu zatın ismi benim ismime uyar, babasının ismi de babamın ismine uyar. Bu zat, yeryüzünü, -eskiden cevr ve zulümle dolu olmasının aksine- adalet ve hakkâniyetle doldurur.” Ebu Davud, Mehdi 1, (4282); Tirmizi, Fiten 52, (2231, 2232).
  • Ümmü Seleme radıyallahu anhâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Mehdi benim zürriyetimden, kızım Fâtıma’nın evladlarındandır.”Ebu Davud, Mehdi 1, (4284).
  • Ebu İshâk anlatıyor: “Hz. Ali radıyallahu anh, oğlu Hasan radıyallahu anh’a baktı ve: “Bu oğlum, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın tesmiye buyurduğu üzere Seyyid’dir. Bunun sulbünden peygamberinizin adını taşıyan biri çıkacak. Ahlakı yönüyle peygamberinize benzeyecek; yaratılışı yönüyle ona benzemeyecek” dedi ve sonra da yeryüzünü adaletle dolduracağına dair gelen kıssayı anlattı.”Ebu Davud, Mehdi 1, (4290).

Deccal ile ilgili Uyduruk Hadisler

  • Şâbi’nin, Fatıma Bintu Kays radıyallahu anhâ’dan nakline göre Fatıma şöyle anlatmıştır: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Temimu’d-Dâri hıristiyan bir kimse idi. Gelip biat etti ve müslüman oldu. O, benim Mesih Deccâl’den anlattığıma uygun olan bir rivayette bulundu. Bana anlattığına göre, Temim, bir gemiye binip denize açılmıştır. Yanında Lahm ve Cüzâm kabilelerinden otuz kişi vardı. (Hava şartları iyi olmadığı için) onlarla denizin dalgaları bir ay kadar oynadı. Sonunda güneşin battığı esnada denizde bir adaya yanaştılar. Geminin kayıklarına binerek adaya çıktılar. Derken karşılarına çok tüylü kıllı bir hayvan çıktı. Bunlar, tüylerinin çokluğundan hayvanın baş tarafı neresi, arka tarafı neresi anlayamadılar. (Şaşkın şaşkın:)

―     “Sen necisin, neyin nesisin?” dediler. O cevap verdi:

―     “Ben cessâseyim!”

―     “Cessase nedir?” denildi.

―     “Ey cemaat! Şu mannastıra kadar gelin! İçinde bir adam var, o sizin haberinize müştaktır!” dedi. O, böylece bir adamdan söz edince, biz onun bir şeytan olmasından korktuk. Hemen koşarak manastıra girdik. İçeride bir adam vardı; hilkatçe gördüklerimizin en irisiydi ve elleri boynuna, dizlerinden topuklarına demirle sıkı şekilde bağlanmıştı.

―     “Vah sana! Kimsin sen?” dedik.

―     “Benim haberimi alabilmişsiniz. Şimdi siz kimsiniz, bana söyleyin!” dedi. Arkadaşlarım:

―     “Biz bir grup Arabız. Bir gemideydik, denizin coşkun bir anına rastladık. Dalgalar bizi bir ay oynatıp oyaladı. Sonra şu adaya yaklaştık, sandallara binip adaya çıktık. Tüylü ve çok kıllı bir hayvanla karşılaştık. Tüyünün çokluğundan başı ne taraf, arkası ne taraf anlayamadık. “Vah sana, nesin sen” dedik.

―     “Ben cessâseyim!” dedi. Biz: “Cessase de ne?” dedik.

―     “Manastırdaki şu adama gelin, o sizin haberinize pek müştaktır!” dedi. Biz de koşarak sana geldik. Biz onun bir şeytan olmadığından emin olmadığımız için korktuk” dedik. Adam:

―     “Bana Beysân hurmalığından haber verin!” dedi. Biz:

―     “Onun neyinden haber soruyorsun?” dedik.

―     “Ben onun ağacından soruyorum, meyve veriyor mu?” dedi.

―     “Evet!” dedik.

―     “Öyleyse meyve vermeme zamanı yakındır!” dedi.

―     “Bana Taberiye gölünden haber verin!” dedi.

―     “Onun nesinden haber istiyorsun?” dedik.

―     “Onun suyunun çekilmesi yakındır!” dedi.

―     “Bana Zuğer gözesinden haber verin!” dedi.

―     “Sen onun neyinden haber istiyorsun?” dedik.

―     “Gözede su var mıdır? Orada su var mıdır?” dedi.

―     “Evet, onun çok suyu vardır! Sahipleri onun suyu ile ziraat yapıyorlar!” dedik.

―     “Ümmilerin peygamberinden bana haber verin? O ne yaptı?” dedi.

―     “O Mekke’den çıkıp Yesrib’e (Medine’ye) yerleşti” dedik.

―     “Araplar O’nunla mukâtele etti mi?” dedi. Biz:

―     “Evet!” dedik.

―     “Onlara karşı ne yaptı?” dedi. Biz de, (onu ezmek için) peşine düşen Araplara galebe çaldığını, Arapların kendisine itaat ettiklerini haber verdik. (O da bize:)

―     “Bu, onların itaat etmeleri, kendileri için daha hayırlıdır. Ben şimdi size kendimi tanıtayım: Ben Mesih Deccâl’im. Çıkış için bana izin verilme zamanı yakındır. O zaman çıkıp yeryüzünde dolaşacağım. Kırk gün içinde uğramadığım karye (köy) kalmayacak. Mekke ile Taybe (Medine) hariç. Bu iki şehir bana haramdır. Onlardan birine her ne vakit girmek istersem, elinde yalın kılıç bir melek beni karşılar, benim oraya girmeme mani olur. Onların her bir geçidinde bir melek vardır, onları korur!” dedi.” Sonra Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm çubuğuyla minbere dürterek:

―     “Bu Taybe’dir! Bu Taybe’dir! Bu Taybe’dir! Ben bunu size anlattım değil mi?” buyurdular. Halk da: “Evet!” diye karşılık verdi. bunun üzerine Aleyhissalâtu vesselâm:

―     “Temimi’d-Dâri’nin rivayetinin benim size ondan (Mesih Deccâl’dan) Mekke ve Medine’den anlattığıma muvafık düşmesi hoşuma gitti. Bilesiniz O Şam denizinde veya Yemen denizindedir. Hayır doğu tarafındandır. Evet o doğu tarafından zuhur edecektir. O doğu tarafından zuhur edecektir!” buyurdu ve eliyle doğu tarafına işaret etti.”

Müslim, Fiten 119, (2942); Ebu Davud, Melahim 15, (4325, 4326); Tirmizi, Fiten 66, (2254).

  • Ebu Sa’idi’l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bize Deccal üzerine uzun bir hadis rivayet etti. Bize anlattıkları meyanında şöyle de demişti: “Deccal, Medine geçitlerine girmesi kendisine haram kılınmış olarak çıkacak. Derken (Medine civarındaki) bazı ekimsiz yerlere kadar gelir. O gün insanların en hayırlısı olan -veya en hayırlılarından- bir kimse onun karşısına çıkar ve:

―     “Sen Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın bize haber verdiği Deccâl’sin!” der. Deccâl de (kendi adamlarına):

―     “Ben şunu öldürüp sonra da diriltsem ne dersiniz? Bu işte bir şüpheye düşer misiniz?” der. Oradakiler:

―     “Hayır!” derler. Deccal onu öldürür ve sonra diriltir. Diriltildiği zaman adam:

―     “Allah’a yemin olsun. Senin hakkında hiçbir vakit bugünkünden daha basiretli olmamıştım!” der. Deccal onu tekrar öldüreyim mi di(yerek öldürmek isteye)cek, fakat musallat edilmeyecek.”

Buhari, Fiten 27, Fedailu’l-Medine9; Müslim, Fiten 112, (2938).

  • Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Deccal çıktığı vakit beraberinde su ve ateş vardır. Ancak halkın ateş olarak gördüğü tatlı sudur; halkın su olarak gördüğü ise yakıcı bir ateştir. Sizden kim o güne ererse, halkın ateş olarak gördüğüne düş(meyi kabul et)sin. Çünkü o, tatlı soğuk sudur.”

Buhari, Fiten 26, Enbiya 50; Müslim, Fiten 105, (2935); Ebu Davud, Melâhim 14, (4315),

  • Ebu Saidi’l-Hudri radıyallahu anh’ın anlattığına göre, Aleyhissalâtu vesselâm’a Deccâl’den sormuştur. Aleyhissalatu vesselam da şu cevabı vermiştir: “O (Deccâl) çıktığı gün (aynen bir insan gibidir) yemek yer. Ben size, onun hakkında, benden önceki peygamberlerden hiçbirinin kendi ümmetine anlatmadığı hususları anlatacağım: Onun sağ gözü meshedilmiştir (görmez), pertlektir, göz hadakası yoktur, sanki hadakası çevrim içinde bir balgam gibidir. Sol gözü de inciden bir yıldız gibidir. Onun beraberinde sanki cennet ve ateşin birer misli vardır. Ancak hakikatta ateşi cennet, suyu da ateştir. Haberiniz olsun! Onun yanında iki kişi vardır; köy halkını inzar ederler. Bu ikisi köyden çıkınca Deccal’in ashabından ilki oraya girer.”

Rezin tahric etmiştir. Hadisin kaynağı yok ise de, hadiste yer alan mefhumların şahidleri Sahiheyn ve diğer kaynaklarda çoğunluk itibariyle gelmiştir.

  • İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Veda haccı sırasında (bir ara): “Halk susup dinlesin!” buyurdular. Sonra Allah’a hamd ve senâda bulunup, arkadan Mesih ve Deccal’den uzunu uzun söz ettiler ve buyurdular ki: “Allah’ın gönderdiği her peygamber, ümmetini onunla inzar etti. Nuh aleyhisselam ümmetini onunla inzar etti, ondan sonra gelen peygamberler de. O, sizin aranızda çıkacak. Onun hali sizden gizli kalmayacak. Rabbinizin tek gözlü olmadığı size kapalı değildir. O ise sağ gözü kör birisidir. Onun gözü, sanki (salkımdan) dışa fırlamış bir üzüm dânesi gibidir. (İki gözünün arasında ke-fe-re yani kâfir yazılmış olacaktır. Bunu her müslüman okuyacaktır).”

Buhari, Fiten 27; Müslim, Fiten 100-103, (169)-(2933).

Kıyamet Öncesi Fitnler ile ilgili Uyduruk Hadisler

  • Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Ayakkabıları kıldan bir kavimle savaşmadıkça Kıyamet kopmaz. Siz, yüzleri kılıflı kalkanlar gibi, gözleri küçük, burunları yassı olan bir kavmle savaşmadıkça Kıyamet kopmaz.”

Buhari, Cihad 95, 96, Menakıb 25; Müslim, Fiten 62, (2912); Ebu Davud, Melahim 9, (4303, 4304); Tirmizi, Fiten 40, (2216); Nesai, Cihad 42, (6, 45).

  • Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “rumlar, A’mak ve Dâbık nam mahallere inmedikçe Kıyamet kopmaz. Onlara karşı Medine’den bir ordu çıkar. Bunlar o gün Arz ehlinin en hayırlılarıdır. Bu ordunun askerleri savaşmak üzere saf saf düzen alınca, rumlar:”Bizden esir edilenlerle aramızdan çekilin de onları öldürelim!” derler. Müslümanlar da:”Hayır” Vallahi sizinle, kardeşlerimizin arasından çekilmeyiz” derler. Bunun üzerine (müslümanlar) onlarla harb eder. bunlardan üçte biri inhizama uğrar. Allah ebediyen bunların tevbesini kabul etmez. Üçte biri katledilir, bunlar Allah indinde şehitlerin en faziletlileridir. Üçte biri de muzaffer olur. Bunlar ebediyen fitneye düşmezler. Bunlar İstanbul’u da fethederler. (Fetihten sonra) bunlar, kılıçlarını zeytin ağacına asmış ganimet taksim ederken, şeytan aralarında şöyle bir nida atar:”Mesih Deccal, ailelerinizde sizin yerinizi aldı!”Bunun üzerine, çıkarlar. Ancak bu haber bâtıldır. Şam’a geldiklerinde (Deccal) çıkar. Bunlar savaş için hazırlık yapıp safları tanzim ederken, namaz için ikamet okunur. Derken İsa İbnu Meryem iner ve onlara gitmek ister. Allah’ın düşmanı, Hz. İsa’yı görünce, tıpkı tuzun suda erimesi gibi, erir de erir. Eğer bırakacak olsa, (kendi kendine) helak oluncaya kadar eriyecekti. Ancak Allah onu kudret eliyle öldürür; öyle ki onlara, harbesindeki kanını gösterir.”

Müslim, Fiten 34, (2897).

  • Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün): “Bir tarafı karada bir tarafı da denizde olan bir şehir işittiniz mi?” diye sordular. Oradakiler: “Evet!” deyince, şöyle buyurdular:  “İshakoğullarından yetmişbin kişi bu şehre sefer tertiplemedikçe Kıyamet kopmaz. Askerler şehre gelince konaklarlar. Ancak silahla savaşmazlar, tek bir ok dahi atmazlar. “Lâilâhe illallahu vallahu ekber!” derler. Bunun üzerine şehrin denizdeki tarafı düşer. Sonra askerler ikinci kere, “Lâilâhe illallahu vallahu ekber!” derler, şehrin diğer tarafı da düşer. Sonra tekrar “Lâilahe illalllahu vallahu ekber!” derler. Bu sefer onlara (kapılar) açılır. Oradan şehre girerler ve şehrin ganimetini toplarlar. Ganimetleri aralarında taksim ederlerken, yanlarına bir münâdi gelip: “Deccal çıktı!” diye bağırır. Askerler her şeyi bırakıp geri dönerler.”

Müslim, Fiten 78, (2920).

  • İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Yahudilerle savaşacak ve onları öldüreceksiniz. Öyle ki taş dahi: “Ey müslüman! işte yahudi, arkamda (saklandı), gel, öldür onu!” diyecek.”

Buhari, Cihad 94, Menakıb 25; Müslim, Fiten 79, (2921); Tirmizi, Fiten 56, (2237).

  • Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Müslümanlardan iki grup aralarında savaşmadıkça Kıyamet kopmaz. Bunlar aralarında büyük bir savaş yaparlar, fakat dâvaları birdir.”

Buhari, Fiten 24, Menakıb 25, İstitabe 8; Müslim, İman 248, (157), Fiten 17, (157).

  • Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Nefsim yed-i kudretinde olan Zât-ı Zülcelâl’e yemin olsun! İmamınızı öldürmedikçe, kılıçlarınızı birbirinize kullanmadıkça, dünyanıza şerirleriniz varis olmadıkça Kıyamet kopmaz.”

Tirmizi, Fiten 9, (2171).

  • Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: “Herc artmadıkça Kıyamet kopmaz!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:)”Herc nedir ey Allah’ın Resûlü?” diye sordular. “Öldürmek! Öldürmek!” buyurdular.”

Müslim, Fiten 18, (157).

  • Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kıyamet kopmazdan önce gece karanlığının parçaları gibi fitneler olacak. (O vakit) kişi mü’min olarak sabaha erer de kâfir olarak akşama kavuşur. Mü’min olarak akşama erer, kâfir olarak sabaha kavuşur. Birçok kimseler azıcık bir dünyalık mukabilinde dinlerini satarlar.”

Tirmizi, Fiten 30, (2196).

Kıyametle ilgili Başka Uyduruk Hadisler

  • Ebu Sâid radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Ruhumu kudret elinde tutan Zât-ı Zülcelâl’e yemin olsun ki, vahşi hayvanlar insanlarla konuşmadıkça, kişiye kamçısının ucundaki meşin, ayakkabısının bağı konuşmadıkça, kendinden sonra ehlinin ne yaptığını dizi haber vermedikçe Kıyamet kopmaz.”

Tirmizi, Fiten 19, (2182).

  • Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Devs kabilesinin kadınlarının kıçları, Zü’l-Halasa putunun etrafında titremedikçe Kıyamet kopmaz. Zü’l-halasa, Devslilerin cahiliye devrinde tapındıkları (Tebâle’deki) puttur.”

Buhari, Fiten 23; Müslim, Fiten 51, (2906).

  • Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz.”

Tirmizi, Fiten 37, (2210).

  • Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kıyamet Allah Allah diyen bir kimsenin üzerine kopmayacaktır.”

Müslim, İman 234, (148); Tirmizi, Fiten 35, (2208).

  • Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, yanındaki cemaate konuşurken, bir adam gelerek: “(Ey Allah’ın Resûlü!) Kıyamet ne zaman kopacak?” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit:
    “Sual sâhibi nerede?” buyurdular. Adam:
    “İşte buradayım ey Allah’ın Resûlü!” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm:
    “Emanet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!” buyurdular. Adam:
    “Emanet nasıl zâyi edilir?” diye sordu. Efendimiz:
    “İş, ehil olmmayana tevdi edildi mi Kıyamet’i bekleyin!” buyurdular.”

Buhari, İlm 2, Rikâk 35.

  • Sahiheyn’de gelen bir diğer rivayette: “Kahtan’dan, insanları değneğiyle idare eden bir adam çıkmadıkça Kıyamet kopmaz” buyrulmuştur.”

Buhari, Fiten 23, Menâkıb 7; Müslim, Fiten 60, (2910).

  • Yine Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Fırat nehri altın bir dağ üzerinden açılmadıkça Kıyamet kopmaz. Onun üzerine insanlar savaşırlar. Yüz kişiden doksan dokuzu öldürülür. Onlardan her biri: “Herhalde savaşı ben kazanacağım” der.”

Buhari, Fiten 24, Müslim, Fiten 29, (2894); Ebu Dâvud, Melahim 13, (4313, 4314); Tirmizi, Cennet 26, (2572, 2573).

  • Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Zaman yakınlaşmadıkça Kıyamet kopmaz. Bu yakınlaşma öyle olur ki, bir yıl bir ay gibi, ay bir hafta gibi, haftada bir gün gibi, gün saat gibi, saat de bir çıra tutuşması gibi (kısa) olur.”

Tirmizi, zühd 24, (2333).

  • Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Allah Teâla hazretleri ipekten daha yumuşak bir rüzgârı Yemen’den gönderir. Bu rüzgâr, kalbinde zerre miktar iman bulunan hiç kimseyi hariç tutmadan hepsinnin ruhunu kabzeder.”

Müslim, İman 185, (117).

  • İbnu Mes’ud radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm: “Kıyamet sâdece şerir insanların üzerine kopacaktır!” buyurdular.”

Müslim, Fiten 131, (2949).

  • İbnu Zuğb el-Eyâdi anlatıyor: “Abdullah İbnu Havâle el-Ezdi radıyallahu anh’ın yanına indim. Bana: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bizi, ganimet alalım diye yaya olarak gönderdi. Biz de döndük ve hiçbir ganimet elde edemedik. Yorgunluğumuzu yüzlerimizden anlayıp, aramızda doğrularak: “Ey Allah’ım, onları bana tevkil etme; ben onları üzerime almaktan âcizim! Onları kendilerine de tevkil etme, bu işten kendileri de acizdirler. Onları diğer insanlara da tevkil etme, kendilerini onlara tercih ederler!” buyurdular. Sonra elini başımın üstüne koydu ve: “Ey İbnu Havale! Hilafetin (Medine’den) Arz-ı Mukaddese’ye (Suriye’ye) indiğini görürsen, bil ki artık zelzeleler, kederler, büyük hâdiseler yakındır. O gün Kıyamet, insanlara, şu elimin, başına olan yakınlığından daha yakındır” buyurdu.”

Ebu Davud, Cihad 37, (2535).

  • Hz. Enes radıyallahu anh dedi ki: “İstanbul’un fethi Kıyamet anında olacaktır.”

Tirmizi, Fiten 58, (2240).

  • Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün):

“Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vâcip olur!” buyurmuşlardı. (Yanındakiler:) “Ey Allah’ın Resûlü! Bunlar nelerdir?” diye sordular. Aleyhissalâtu vesselâm saydı:
-Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse,
-Emanet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman,
-Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman.
-Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği;
-Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı;
-Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman.
-Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu;
-(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet ettiği;
-(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği;
-İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği;
-(San’at, bale, konser gibi çeşitli adlar altında; bar, gazino, dansing ve salonlarda ve hatta televizyon ve filim gibi çeşitli vasıtalarla yaygın şekilde) şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği;
-Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi) bekleyin.”

Tirmizi, Fiten 39, (2211).

  • İbnu Amr İbnu’l-As radıyallahu anhümâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Çıkış itibariyle, Kıyamet alametlerinin ilki güneşin battığı yerden doğması, kuşluk vakti insanlara dabbetu’l-arzın çıkmasıdır. Bunlardan hangisi önce çıkarsa, diğeri de onun hemen peşindedir.”

Müslim, Fiten 118, (2941); Ebu Dâvud, Melahim 12, (4310).

  • Hz. Muâz İbnu Cebel radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün): “Beytu’l-Makdis’in imârı Yesrib’in harabıdır. Yesrib’in harâbı melhamenin (savaşın) çıkmasıdır. Melhame İstanbul’un fethidir, İstanbul’un fethi Deccâl’in çıkmasıdır!” buyurdular. Sonra elini (Resûlullah), konuşmakta olduğu kimsenin (yani Hz. Muâz’ın) dizine vurdular ve: “Bu söylediğim kesinlikle hakikattir. Tıpkı senin burada oturman hak olduğu gibi” buyurdular.” Hz. Muaz burada kendisini kasdetmektedir. (Yani Aleyhissalatu vesselam’ın konuştuğu ve dizine elini vurduğu kimse Muaz İbnu Cebel radıyallahu anh’tır.)”

Ebu Davud, Melahim 3, (4294).

  • Abdullah İbnu Büsr radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Melhame ile Medine’nin fethi arasında altı yıl vardır. Yedinci yılda da Mesih Deccâl çıkar.”

Ebu Davud, Melahim 4, (4296); İbnu Mace, Fiten 35, (4093).

 

FacebookTwitterGoogle GmailShare