Organizasyon

FacebookTwitterGoogle GmailShare

19.org evrenin Yaratıcısından “yeni” alınan mesajın dünya halkına duyurulmasına kendilerini adayan bir sitedir. 19.org din alanında radikal bir reformu amaç edinmiştir.

İnanç ve düşüncelerin baskı altında tutulmasının politik, ekonomik ve sosyal çürümüşlüklere ve felaketlere yol açtığının bilincindeyiz. Bu yüzden, İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’ndeki 19. Madde’nin uygulanması için çaba gösteririz. Ayrıca, dinsel dogmatizmin ve mezhepçi öğretilerin insanlık tarihi boyunca doğurduğu trajedileri bildiğimiz için, din adamlarının cehalet ve despotluk üzerine kurulmuş olan egemenliğine son vererek ve rasyonel düşünmeyi öğreterek kişiyi özgürlüğüne kavuşturan 19 Kodu‘nu savunuruz.

Tanrı’nın ismi -pek çok başka kavram ve varlık gibi- yüzyıllar boyunca başta ruhban ve politikacılar olmak üzere insan sınıfları tarafından güç ve rasyonel olmayan çıkarlar uğruna yüzyıllar boyu ahlaksız bir biçimde istismar edilmiş ve edilmektedir. 19.org’unun misyonu bu sömürüyü, aynı tuzağa düşmeden su yüzüne çıkarmaktır. 19.org’unun kurucuları olarak bizler dinsel konumumuzu iki kelimeyle ifade edebiliriz: tektanrıcı rasyonalizm!

Biz herşeyi bilen sonsuz iyilik sahibi varlık olan İlk Sebebe ya da Evrenin Yaratıcısına inananlar olarak O’na atfedilen her tür insan ürünü olan iddiaya kuşkuyla yaklaşmaktayız. On Emir’in en başında vurgulanan, Tanrı’nın yanında başka güçlerin ve insanların putlaştırılması eğiliminin insanlık tarihindeki büyük felaketlerin kökü olduğuna inanmaktayız. Evliya, molla, şeyh, aziz, keşiş gibi bir takım insanlara atfedilen yanılmazlık ve ilahi bagışlayıcılık gibi bir takım sıfatlar, yahut politikaçılara verilen mutlak otorite kitleleri ekonomik, politik ve zihinsel olarak sömüren şeytani bir düzenektir. Bu sömürü insanlık tarihi için din savaşları, engizisyon, tiranlık ve gaddarlık gibi pek çok acı sonuç doğurmuştur.

Bilmekteyiz ki kimileri yaratıcılarını labaratuvarlarının karmaşıklığında kimileri de eleştirel akılcılıklarını inançlarının dogmaları arasında yitirmiştir. Bu yüzden biz dinsel öncülleri ve öğretileri hem öznel hem de nesnel kriterler ışığında incelemeye karalıyız. Ne yazık ki pek çok uyuşturulmuş dindar insan inançlarını kulaktan dolma, hiçbir geçerliliği olmayan hurafeler üzerine oturtmaktadır. Bu insanlar kültürel normlara ve çevre baskısına karşı kişiliklerini kolayca kaybetmektedirler. Bu sebeple olağanüstü iddiaların olağanüstü kanıtlar gerektirdiği prensibini peşinen kabul etmekteyiz.

Yanlışlanabilirliğin bilimsel iddialarla sahte bilim arasındaki farkı ayırd etmekte yerinde bir kriter olduğunu kabul etmemize rağmen bunun da kendi sınırlarının olduğunu bilmekteyiz. Mesela evrim teorisi yanlışlanamaz olduğu halde pek çok destekleyici delile sahiptir.

Bilimsel kanıtın ve deneysel akılcılığın gücünün kişisel deneyimlerimiz ve inançımızla bütünleşmesinin bizi gerçeğin ışığına daha yakınlaştıraçağına inanmaktayız. Hiçbir zaman ne nihai gerçeğe ne de “masumiyet” (yanlış yapmazlık) iddiasına ulaştığımız savına sahip çıkmayacağız.

Kendi inanç sistemimizi, yanlışlığı ya da akıldışılığı ispatlandığı takdirde, bir tarafa bırakmaya hazırız. Çelişkilere karşı allerji sahibiyiz ama paradoksları kabul etmeye bizi zorlayıcı bir sebep olduğu takdirde hesaplanmış bir dozda bunlara da hoşgörü göstereceğiz. Lakin bu sebebin mantıksal zorlayıcılığının eşiği çok yuksek olmalıdır. Böyle bir durumda, sorunu anlaşılması için daha çok ışık veya beyin gücü gerektiren bir açık çelişki olarak değerlendireceğiz. Örnek olarak, deneysel ve kişisel deneyimlerimizin akla dayandırılmış yorumlamamızla elde ettiğimiz bilgimiz üzerine temellendirilmiş ilim kudret ve iyilik sahibi Tanrı’ya olan inancımız bu dünyadaki fiziksel ve moral kötülüklere dair gözlemlerimizle açık bir çeliski yaratmaktadır. Akla mantığa ve deneysel kanıtlara dayanan her türlü konuyu tartışmaya açığız ve bizim inanç sistemimizin özüne yöneltilmiş olsa dahi hiçbir zaman hiçbir soruya yasakçılıkla yaklaşmayacağız.

Şüpheci (skeptik) fanatikliğin metafizik gerçekliğe karşı bizi körlüğe götüreceğinin bilinçinde olduğumuz gibi, inançta fanatikliğin de sonuçta insani sömürüye, ıstıraba ve doğa yasalarıyla çelişkiye sürükleyecek her mite ve ileri sürülen her paranormal olaya safça inanmaya iteceğinin farkındayız. Kısaca dini konulara yaklaşım noktasında ‘sağ duyuyu’ savunmaktayız; bütün duyularımızı kullanmaktayız ve heuristic bir metod kullanmaktayız.

Bütün dinlerde evrensel bir reformasyonun gerekliliğine inanmaktayız. Ortak paydalarını vurgulayarak: TANRI. Ruhbanlar, Tanrı’yı ikincil bir figür ya da diğer amaçlarına ulaşmak için bir araç haline dönüştürdü. Orijinal davetçilerinin ölümünden sonra Tektanrılı Dinler yeni putlar yaratılarak çoktanrılıçılığa dönüştürülmüştür. Dinler arasında bölünme ve düşmanlık ruhbanlar, insan-putların yaratıcıları ve kurtuluş hakkında uydurulan inanilmaz saçma hikayelerle başlatılmıştır.

Bu amaça (reformasyon) ulaşmak için 19.org agnostikler ve skeptikler de dahil olmak üzere bütün dinlerin inananları arasında rasyonel bir diyaloğu ilerletecek ve kolaylaştırmaya çalışacaktır. Gerçeğin ışığını kapayan bulutların yok edilmesi için 19.org yarışmalar, buluşmalar ve konferanslar düzenleyecektir.

Kimse gerçek üzerinde tekel sahibi değildir. En azından samimiyetin ve acik fikirliliğin gerekli içerikler olduğuna inanmaktayız. Dolayısıyla ne Tanrı’nın ismini para kazanmak için kullanabiliriz ne de gerçeği araştırma ve sorgulama çabamızı bir tarafa bırakabiliriz. Bu kaygıyı ve merakı siz de paylaşıyorsanız aramıza hoşgeldiniz.

Bizler İslam, Hristiyanlık, Yahudilik, Agnostizm, Ateizm gibi dinlerin sayısız mezheplerinden ve zümrelerinden gelmiş muhtedileriz…

Biz sadece Allah’a kulluk ediyor, rasyonel ve bilimsel testten geçirmedikçe hiçbir şeyi izlememekteyiz. Kendimizi müslümanlar (mezhep ve tarikat betimlemeleriyle kirletilmemiş olarak Tanrı’nın yasalarına teslim olanlar) ve tektanrıcılar olarak çağırmayı seçiyoruz. Adem’den günümüze dek, sadece Tanrı’ya kul olup erdemli bir hayat süren herkes, dinsel pratikleri ne olursa olsun, müslüman idiler ve müslümandırlar. (Aslında, evrendeki her atomun ve güçün Tanrı’ya teslim olduğunu biliyoruz. Tek Tanrı’ya teslim olmamayı seçenlerin beyinlerinde geliştirdikleri sinir bağlantılarının konfigarosyonları hariç! (Bkz, islam nedir?).

Bizler topluluğumuzda, toplumun her katmanından gelmiş olan insanları barındırıyoruz. Kasiyerler, hemşireler, doktorlar, profösörler, gazeteciler, öğrenciler, işadamları, bilimadamları, sanatçılar, işsizler ve hukukçular…

Bizim profesyonel dinadamlarımız ya da maaşlı ruhbanlarımız da yok… Biz yalnız Tanrı’ya tapıyor ve ussal ve bilimsel testten geçirmedikçe hiçbir şeyi izlemiyoruz. Biz mezhepçi hukuku, ortaçağ Arap kültürü ve mezhepçi dinadamlarının Tanrı adına uydurdukları öğretileri reddediyoruz. Aynı bağlamda, Hadis ve Sünnet diye bilinen öğretilerin Tanrı’nın ışığından, Kuran’dan uzaklaştırıcı uydurmalar olduğunu biliyor ve reddediyoruz. Biz Tanrı elçileri arasında ayırım yapmıyor ve aynı mesajın elçilerini şeytani bir üstünlük yarışına sokarak onları putlaştırmıyoruz. Biz dikkatimizi ölmüş elçilere değil onların ulaştırdığı Tanrı’nın evrensel mesajına veriyoruz.

Sokrat, Buda, İbrahim, Musa, İsa ve Muhammed gibi nice elçilerin mesajı sözde izleyicileri ve dinadamları tarafından zamanla tahrif edilmiş ve tanınmaz hale getirilmiştir.

Biz düşünce ve inanç özgürlüğünü, barışı, adaleti ve işbirliğini savunuyoruz. Demokrasinin, şuana kadar, bireye özgürlük ve azınlıklara sivil haklar bağışlayan en iyi sistem olduğuna inaniyoruz. (Demokrasinin, para ve özel çıkar grupları tarafından dejenere edilebildiğine de inanıyoruz!)

Sunni ve Şii dinadamları tarafından “mürted” (dindışı) ilan edilerek onların fanatik izleyicileri için hedef oluşturuyoruz; bir kısmımız öldürüldü, bir kısmımız ülkesinden göç etmeye zorlandı ve bir kısmımız ise baskı ve zulüm ortamında inançını açıklama yürekliliğini gösteriyor ve bir kısmımız ise, Allah’a şükür, demokrasi ile idare edilen ülkelerin özgür havasını solumaktayız. (Özgür Dünya’nın problemsiz olduğunu ileri sürmüyoruz!).

Kadın ve erkeğin, bazı biyolojik farklılıklara rağmen, Tanrı katında eşit olduklarına inanıyoruz. Kadınlar tarih boyunca tümü erkek olan mezhepçi dinadamlarının kadını hakir gören öğretileriyle zulme uğramışlardır.

Biz matematiksel olarak kodlanmış bir kitaba sahibiz. Son Ahid veya Kuran. Bize Tanrı’nın mesajı olarak gönderilmiş fiziksel bir delil üzerine kurulmuş bir kitaptır olup insan kapasitesinin üzerinde bir matematiksel kompozisyona sahiptir. (Aynı matematiksel kod Rabbi Judah tarafından 11. Yüzyılda Eski Ahit’in orijinal bir bölümünde de keşfedilmiştir. Bkz. Studies in Jewish Mysticism, Cambridge University, 1982. Bunun ‘The Bible Code’ diye adlandırılan ve matematiksel değeri bulunmayan araştırmayla bir alakası yoktur.)

Anlaşılması ve test edilmesi kolay olan bu matematiksel kodun taklidi imkansız tanrısal bir mesaj olduğuna inaniyoruz. Bu mucizeye tanık olabilmek için bu Kutsal Kitap’ın ana dilini öğrenmeye de gerek yoktur. Harfleri ve kelimeleri görebiliyor ve 19’a kadar da sayabiliyorsanız mucizeyi kendiniz de büyük oranda gözlemleyebilirsiniz.

Asal 19 sayısıyla kodlanmış bu matematiksel mucize bütün dünya dinleri içinde yepyeni bir çağı müjdelemektedir. Sadece Tanrı’nın varlığına dair gözlemlenebilir bir fiziksel delil getirmekle kalmayıp aynı zamanda insan ürünü dinlerin sebep olduğu yaygın çürümeyi de göz önüne seriyor. Bu matematiksel kod (yayınlanmış pek çok kitabımızda ifade edildiği üzere) ilahiyat sahasında bir Kopernik Devrimi önermektedir. Bizler, Khrishna-İsa-Muhammed merkezli dinler yerine özgün merkeze, Tanrı merkezli modele dönmeliyiz.

FacebookTwitterGoogle GmailShare