“Elçi Sadece Tebliğci Değildir” Diyenlere Cevap

Share

“Sadece Tebliğci Değildir” Diyenlere Cevap

İzzet Güllü
12/08/2015
www.19.org

012040 015009 042013 018026 016052 Muhammed SADECE elçidir

Kur’anda birçok ayet açıkça “Elçinin görevi ancak bildirmektir, uyarmaktır” der (Örnek: Maide 99). Zaten “resul” demek “elçi, uyaran, ileten, bildiren, haberci, tebliğci” demektir. Bunların dışında, örneğin açıklamak, hüküm ihdas etmek vb bazı yetkiler verilmiş olsaydı elçi olmamış, böylece Kur’anda çelişki bulunmuş olurdu!

Gelenekçiler bu işlevi kabul etmiyorlar. “Peygamber sadece elçi olur mu” diyorlar. Çünkü bu işlevi küçümsüyorlar. Böylece daha kelime-i tevhide, daha kelime-i şehadete inanmıyorlar. Çünkü orada “Allah’tan başka ilah yoktur. Hz. Muhammed (sav) Allah’ın kulu ve elçisidir” deniyor.

Görüldüğü üzere ne hazindir ki gelenekçilerin daha bu en temel hakikatle sorunları var.

Peygamberin sadece elçi olduğu, tek görevinin tebliğ etmek olduğuyla ilgili onlarca açık ayet var. Bunlar bir yana, elçi demek zaten bu demek değil midir? Elçinin aldığını iletmek dışında bir görevi olabilir mi? Böyle bir görevi olsaydı o elçi olur muydu? Ortak olurdu! Vekil olurdu! Çünkü Allah’ın bazı yetkilerine haiz birisi, dinin ve hükmün ortağı olmuş olurdu! Oysa Allah bunu Kur’anda yetkisine ortaklık olarak görüyor, ilahlık olarak niteliyor. “O hükmüne kimseyi ortak etmez deniyor” Kur’anda!

Gelenekçilerin elçiye elçilik dışında da misyon biçmesi zorlama yorumların ve apaçık tevillerin bir sonucu! Oysa Allah tevil yapanları kalbinde hastalık olan kişiler olarak tanımlıyor. (Ali İmran 7)

Bu ayetlerin başında “Biz sana kitabı indirdik ki onlara beyan edesin” mealindeki ayet geliyor. “Acaba” denilebilecek tek somut delilleri budur. Gerisi tamamen zorlama tevillerdir. Şayet bu ayeti onların dediği gibi yani beyan etmek ifadesini Kur’anı açıklamak, detaylandırmak, tafsil etmek, tefsir etmek olarak anlayacak olursak kusura bakılmasın, o zaman Kur’anda açıkça çelişki var demektir. Oysa Kur’an bu çelişkilerden münezzehtir. Dolayısı ile gelenekçilerin bu çabası en fazla gizli inkara hizmet eder, açık inkarcıların eline koz verir, tahkiki imana mani olur ki bu onlar için büyük bir vebaldir.

İkincisi: Beyan etmek tefsir etmek, detaylandırmak, tafsilatlandırmak anlamına gelmez. İzhar etmek, ortaya çıkarmak, gizlememek, bilinmezken bilinir kılmak manasına gelir. Örneğin “Filanca siyasetçi basına beyanat verdi” deriz. Beyan ile beyanat aynı kökten gelir. Ne demektir bu? Bir konuyu basının bilgisine sundu, basının bilmediğini bildirdi, onları bir konuda haberdar etti demektir. Yine mesela “Ben düşüncemi beyan ettim” denilir. Anlamı “Ben düşüncemi açığa vurdum, ortaya koydum, gizlemedim” demektir.

Diğer kayda alınabilecek, birazcık mantığı bulunan bir delilleri de elçiye itaati emreden ayettir. Oysa elçiye uymak, elçiye itaat etmek elçi gibi yapmakla olur. Kur’an elçinin ağzından birçok yerde “Ben sadece bana vahyolunana uyarım” derken “Sadece vahiy olur mu, o zaman elçi bir postacıydı” demek elçiye itaat değildir; tam aksine elçiye itaatsizliktir. Bu aynı zamanda Allah’a elçi olmayı basit bir makam olarak görmek, Allah’ın takdirini basite almak, Allah’ın takdirine itiraz etmek, bunu küçümsemektir. Bu ise ayrıca alemlerin tek efendisine büyük bir saygısızlıktır.

Öyleyse elçiye tebliğ dışında da misyonlar biçmek elçiye uymak değildir; tam tersine uymamaktır. Onu örnek almamaktır. Onun yaptığı gibi yapmadan o nasıl örnek alınmış olunabilir ki?

Allah böyle olacağını, şeytanın elçiye itaatsizliği itaat olarak sunacağını iyi bildiği için Kur’anda “Hem Allah’a hem elçiye itaat edin” diyerek bunu iki ayrı itaat ifadesiyle açıkça vurgulamıştır. Bu çaba aynı zamanda “Elçi sadece vahye uymadı, onun başka vazifeleri de vardı, örneğin kendisi de hüküm koydu” demek suretiyle elçiye “Görevini Kur’anda emredilen şekilde yapmadı” iftirasında bulunmaktır.

Bu iki ayetin dışındaki delilleri ya tamamen zorlama tevillere ya da rivayetlere dayanmaktadır. Örneğin elçide sizler için örnekler vardır ayeti gibi. Buna itiraz eden olabilir mi? Elçi yaşayan Kur’andı. Elbette örnekler olacaktır. Örnek teoriden pratiğe çıkmış, hayata aksetmiş, kişilerin üzerinde görünen somut vasıflar demektir. Elbette ki Kur’an elçinin üzerinde somut örneklere dönüşecektir. Bu, elçinin başka görevi vardır iddiasına delil olabilir mi!

Velhasıl bir sultan bir halka elçi yollayıp “Hem sultana hem elçime itaat edin, elçimin üzerinde somut örnekler vardır” demiş ise bu “Elçinin getirdiğine uyun, bakın elçi nasıl uyuyor, onun hal ve hareketlerinden anlayın, onu örnek alın. Sultana uyuyoruz ama elçisine uymuyoruz demeyin” demiştir. Yoksa bunun manası “Hem sultanı hem de yolladığı elçisini iki ayrı sultan, iki ayrı hüküm kaynağı, dolayısı ile iki müstakil otorite kabul edin” demek değildir. Dinde tek söz sahibi, haliyle de tek otorite yalnızca Allah’tır. Peygamberimiz Allah’ın kuludur ve elçisidir (habercisi, tebliğcisi… abduhü ve resulühü).

Öyle olsa yollanan kişi elçi olmaktan çıkmış, ikinci bir sultan, en azından sultanın yetkileriyle donanmış bir vekili olmuş olurdu. Oysa Kur’anın hiçbir yerinde Allah elçisi için vekilim vs demiyor. Allah unutkanlıktan, ihmalden, eksiklikten münezzehtir. O “Kur’anda hiçbir şeyi noksan bırakmadık” diyor.

Şimdi tekrar başa dönelim. Elçinin bir görevinin de geleneğin dediği gibi Kur’anı açıklamak olduğunu kabul edelim. Böylece hadisleri Kur’anın açıklayıcısı farz edelim. O halde şu soruların cevabını vermek gerekmektedir.

  1. İkra (oku) emrinin açıklaması hangi hadistir? Mesela Allah infak hakkında “İhtiyaçtan arta kalanı verin” diyor. Bu infak ayetinin açıklaması nerededir? Böyle bir açıklama varsa infağın miktarı nasıl 1/40 olabilmiştir? Ya ayetin açıklaması yok, haşa elçi bunu unuttu yahut bu açıklama şayet hadislere dayanıyorsa ayetle açıklaması arasında bir çelişki var!
  2. Böyle baştan sona 6000 küsur ayetin tek tek açıklaması nerededir? Bunlar hangi hadislerdir? Evet… Elçinin Kur’anı açıklamak gibi bir yetkisi varsa elçi bu görevini mutlaka yapmış, her bir ayeti tek tek tefsir etmiş olmalıdır. Bunlar nerededir?
  3. Madem elçi Kur’anın “apaçık” dediği vahyi hadisler yoluyla bir kez daha açıklamıştır, öyleyse asırlar boyu neden cilt cilt tefsirler yazılmaya, ayetleri açıklama çabasına hala devam edilmektedir? Elçi haşa tam açılayamamış yahut bazı ayetlerin açıklamasını ihmal mi etmiştir? Madem elçi açıkladı, öyleyse birbiriyle uyuşmayan, sürekli üzerinde tartışmalar yapılan bu binlerce çeşit tefsir çalışması neyin nesidir?
  4. Kur’anı elçi açıkladı demek Kur’anı Allah açıkladı, Kur’an apaçıktır vb ayetlere itiraz etmek demek değil midir?
  5. Elçi Kur’anı açıkladıysa, onun böyle bir görevi varsa bu açıklama çok hayati olmalıdır. Peki böylesine hayati bir işlevin ürünleri neden Kur’an gibi korunmamıştır? Neden bunlar hafızası nisyan ile malul olan insanların uhdesine emanet edilmiştir? Bugün Şii hadisleri farklıdır sunni hadisleri daha farklıdır. Allah’ın ezeli ilmiyle bu trajik sonucu, bu bitip tükenmeyen hadis eksenli tartışmaları, hadis eksenli ayrışmaları, kavgaları vs. öngörerek bunları da tıpkı vahiy gibi korumaya aldırması icap etmez miydi?
  6. Öyleyse neden mesela bunlar elçi gözetiminde yazılmamış, hemen kayda geçirilmemiştir? Kur’anın altına, yanına yahut ayrı bir kitaba “Elçinin açıklaması” diyerek not düşülemez miydi mesela?
  7. En sahih hadislerde geçen “Elçi hadis yazımını yasakladı, Hz Ömer size vahiy yetmiyor mu diyerek hadis nakledeni kırbaçlattı” vb rivayetler ne anlama gelmektedir? Bunlar en sahih rivayetler olduğu halde geçersiz ise diğer sahih denilenlere nasıl inanacağız? İçine şek ve şüphe giren şeyler din olabilir mi? Kesin olmayan din midir, zan mıdır? Müslümana düşen zanna uymak mıdır yoksa zandan sakınmak mıdır? Din ilahidir. İlahi olmayan, ilahi makamdan indirilmeyen din olabilir mi?

Din akılla, daha doğrusu akıl kullanılırsa anlaşılır. Aklı kullanmanın en bariz işareti de sorular sormaktır.

Share